Aylık Arşiv: Haziran 2007

10 Haziran 2007

Fikrini
Orjinal bir fikriniz var ve bilgisayarınızın karşısıma oturup yazmaya başlıyorsunuz. Ama ya sizden sonra bir başkası bu fikri paraya çevirmeye kalkarsa? Sizin daha önce aklınıza geldiğine dair bir kanıt var mı? Aman Tanrım! İşte bu noktada Eczacıbaşı Bilişim tarafından geliştirilen “Tasdix” devreye giriyor. Fikrinizi kayda geçirdikten sonra tek bir tıkla bilgisayarınız üzerinden damgalayabilir, her hangi bir uyuşmazlık durumunda kanıt olarak yetkili mercilere sunabilirsiniz.
Suyunu boşa harcama
Küresel ısınmanın ve yaz aylarındaki muhtemel su sıkıntısı konuşulduğu şu günlerde TEMA Vakfı tarafından hazırlanan www.suyunubosaharcama.org adlı internet sitesi evimizde suyu nasıl tasarruf edebileceğimiz konusunda ayrıntılı bilgileri görsel öğelerle süsleyerek kolay anlaşılır bir biçimde sunuyor.

Üç boyutlu masaüstü

Geçtiğimiz aylarda bolca övdüğüm Linux’daki üç boyutlu masaüstü sistemi Beryl’e Microsoft cephesinden cevap gecikmedi. Microsoft ürünleri için temalar yazan crystalxp’in ücretsiz dağıtmaya başladığı Yod’m 3D ile dört farklı masaüstünü istediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz. Beryl kadar çok fazla efekt imkanı sunmasa da çalışmalarınız esnasında patronunuz tarafından baskına uğrama durumlarında kurtarıcı rolü oynayabilir :)

Pinhani – Haftanın Sonu

Cuma günleri valiz hazırlamak gibi
Cuma günleri seninle ilkbahar gibi
Ellerini alıp dokunmamak gibi
Gözlerini görüp de bakmamak gibi

Hiçbir cumartesi günüm bi türlü yetmedi
Asla cumartesi gece sabahla bitmedi
Ben seninim, gece benim sabah benim
Sen beni hiç düşünme, ben hep böyleyim

Haftanın sonu bi nakarat gibi
Haftanın sonu, hep aynı sözleri

Pazar günleri pazartesi alır beni
Pazar günleri elimdeki balık gibi
Gözlerini görürken ağlamak gibi
Kıymetini giderken anlamak gibi

Haftanın sonu bi nakarat gibi
Haftanın sonu, hep aynı sözleri
Haftanın sonu bi nakarat gibi
Haftanın sonu, hep aynı günleri

Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca!…

Bir yer düşününüz… Arkasını dağlara yaslamış, yüzünü Ege’nin mavisine dönmüş bir üniversite…

Bir üniversite düşününüz… İçinde bu ülkenin kaynakları seferber edilerek yetiştirilmiş, yurtdışında okutulmuş en parlak akademisyenleri, bu ülkenin en büyük sınavında ilk 1000’lere, 5000’lere girerek gelen öğrencileri olan… Mimarlar, mühendisler, bilim adamları kısacası ülkenizin geleceğini yetiştirmeyi istediğiniz, geleceği emanet edeceklerinizin üniversitesini düşününüz, teknoloji geliştirmeyi planladığınız, TeknoPark kurmayı hayal ettiğiniz… Ülkenin iki yüksek teknoloji enstitüsünden birini… İzmir’in EXPO 2015’e ev sahipliği yapması durumunda Türkiye’nin vitrini olacak yeri…

Bahsettiğim ve sizden hayal etmenizi rica ettiğim yer, okulum İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Amerika’daki ve Avrupa’daki benzerleri gibi olması, bilim adamı yetiştirip teknoloji üretmesi için kurulan ülkemizin iki teknoloji enstitüsünün büyüğü, 1992 yılında Çankaya ve Basmane’deki iki binada kurulan İzmir’deki üç devlet üniversitesinde biridir. İdealist, bu topraktan aldığını bu toprağa vermeye çalışan aydınlık ve çalışkan insanların binbir özveri, emek ve alınteriyle sıfırdan kurduğu, “olmaz, imkansız” denilenin başarıldığı okulumuzun yerleşkesi, Karaburun – Çeşme kavşağında, Ege’nin serin suları boyunca, en yakın ilçe Urla’ya 15, turizm kalemiz Çeşme’ye sadece 35 kilometre uzaklıkta, sahipsiz, kimsesiz uzanmaktadır. Sadece bilmek zorunda olanların bildiği, bilmesi gerekenlerin de görmezden geldiği bir yerde kurulmuştur yerleşkemiz.

“Geleceğin ODTÜ’sü” diye tanımlanan okulumuzda –basınımız ilgilenmese, kimse bilmese de- bu yıl akademik yayın/akademik personel oranında üçüncülüğe çıkmıştır. Şu an Mimarlık, Şehir ve Bölge Planlama, Kimya/Makine/Bilgisayar/Elektronik ve Haberleşme Mühendislikleri, Fizik, Kimya, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri olmak üzere dokuz lisans ve bunlara ek olarak otuzaltı yüksek lisans bölümü bulunmaktadır. Tüm akademik personeli en az bir yıl yurtdışındaki denk üniversitelerde ders vermiş, alanında yetkin kişilerden oluşmaktadır. 2025’de bitmesi hedeflenen TeknoPark, Türkiye’nin Silikon Vadisi olmaya adaydır. Mezunlarımın tamamı iş bulmuş, yavaş yavaş piyasada okulumuzun başarısını kanıtlamaya başlamışlardır. Okulumuz ülkemizin eğitim dili %100 İngilizce olan sayılı üniversiteleri arasındadır. Yerleşke içinde Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından 7 Kasım 2005 tarihinde sessiz, sakin hizmete giren iki kişilik odalarıyla onaltışar kişilik villalar halinde inşa edilmiş Türkiye’de başka örneği bulunmayan yurtlarımızda altıyüzü aşkın kişi barınabilmektedir.

Gelgelelim gidemediğiniz yer sizin değildir! Bizlerin, İYTE öğrencilerinin en büyük problemi, belki bu kadar övdükten sonra gülünç gelecek ama ulaşım. Evet, ULAŞIM!… Neden diyeceksiniz. Sizlere şöyle özetleyeyim: İzmir’den (Üçkuyular Otobüs Terminali’nden) ilk dolmuş saat: 07.45- 08.00 sularında, sonuncusunun ise 16.00’da kalkar. Yerleşkeden ise ayrılmak isterseniz en erken 09.30, en geç de 17.15 bir dolmuş bulmanız -boş olup sizi alırsa- gerekmektedir. Aksi takdirde ya yerleşkeye gelemezseniz –ki okuldaki yurtta kalıyorsanız gelmeniz gerekiyordur- ya da okuldan ayrılamazsanız! Haftasonu ise kendinizi dolmuşçuların kendi içinlerindeki çekişmelerinin girdabında bulur, dolmuşu doldurup arabayı kaldırma planları yapar, bir anda deynekçi gibi hissetmeye başlarsınız.

Tabii diyeceksiniz ki “Neden anlattın bütün bunları be kardeşim, okulunu istersek araştırırız, zaten dolmuş da her yerde aynı!” Bunları bu ülkenin, bu şehrin geleceği için çalıştıklarını belirten, bu okulu Türkiye’nin vitrini yapacaklarını, 2015’e kadar metro(!) bile getireceklerini söyleyenlerden hakkımızı, “belediye otobüsünü” talep etmek için yazdım, herkes duysun bilsin istediğim için yazdım. Temsil etmeye çalıştığım 2000’in üzerindeki insanın sesi duyulsun diye yazdım. Ancak biliyorum ki yine sessizlikle ifade edilen, duyurulmayan aynı bahaneler öne sürülecektir: İYTE’nin şehre uzaklığından kaynaklanan ekonomik yön, yolcu azlığı, otobüs kıtlığı vesaire vesaire…

Günde karşılıklı koyacağınız on-oniki sefer belki belediyemize parasal bir yük getirecektir. Ancak filizlenme çağındaki İYTEli aydınlık beyinlere yapılacak bu yatırım gelecekte belki de beyin göçünü tersine çevirecektir. Üreten, yaratan kendi kendine yeten bir şehir, bir Türkiye yaratma hevesi olan beyinlerin bu sesine lütfen ama lütfen kulak veriniz. Yoksa “Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca…”

Bir dönem daha biterken…

Bu seneyi de yavaş yavaş kapatıyoruz. Neler yaptım neler ettim diye geriye bir baktım yazacak çok şey olduğuna kanaat getirdim ancak yapılacaklar yapılanlardan daha fazla :(
Öncelikle neler öğrendiğimi sıralamalı:
- Çok fazla işe bir anda dalmanın yorucu olduğunu,
- Ne olursa olsun pes etmemek gerektiğini,
- Her zaman bir umut olduğunu,
- Kul sıkışmayınca hızırın yetişmeyeceği,
- Takım çalışmasının her zaman işe yaradığını,
- İnsanların sadece gereksiz olanlarını kırmanın zaman açısından büyük bir avantaj sağlayacağını,
- Kendini bişi sananların adamdan sayılmaması gerektiği,
- Ortak çalışılan insanlara güvenmek gerektiğini ve bazı sorumlulukları devretmekte gecikmemek gerektiğini,
- Kimseden korkmadan çekinmeden hakkını savunabilmeyi,
- Hakkaniyet duygusunu ve şu an aklıma gelmeyenleri, ileride yazacaklarımı öğrendim.