Alperen’in yıllarca süren ısrarına gögüs gererek inatla kullanmayı sürdürdüğüm XP’nin ardından sırf lisanslı diye Vista’yı herşeye rağmen kullanmayı sürdürüyordum. Ancak perşembe günü ortada ciddi hiçbir sebep olmadan sapıtması ve şuurunu yitirmesinden dolayı kendisiyle vedalaşıyorum. Zorunlu olmadıkça daha da vista kullanmam. Yaşasın Ubuntu
Olaylar biraz kopuk kopuk ilerlese de Kadir İnanır’ın oyunculuğuna bayıldım. Dönem filmi olması açısından olaylara doğal olarak biraz taraflı bakan filmde geçmişte olanlar, nereden nereye gelindiği konusunda fikir sahibi olunması amaçlanıyor. Ancak dediğim gibi sadece Kadir Abimizin bir çok jönün cesaret edemeyeceği şekilde bir rolün altına girmesi bu filmi seyredilir kılıyor ve abimizin ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor. Düşünürsek Polat Alemdar’dan sonra Necati kardeşimizin böyle bir rolde asla olmayacağı açıktır. Jön olup orayı burayı dağıtmak kolay tabii, ancak gerçek oyuncu olarak ezik, itilmişi kakılmış birini canlandırmak tabii çok başka. Bi de üstüne film az daha oradan oraya zıplamadan yapılsaydı baş yapı olabilirdi.
Bir kahramanlık destanı… 120 küçük kahramanın, Erzurum – Van arasındaki dağlarda vatanı kurtarmak için canını hiçe sayanların hikayesi. Güzel, akıcı, yerli yerinde bir film bence. Bir kısmıdan hafifte olsa gülümseten, ama çoğunlukla nemli gözlerle izleyebileceğiniz bir film. Bu vatanın nasıl kurulduğunu, kurtulduğunu, içten ve dıştan kimlerin bu ülkeyi hancerlediğinin bir örneği. Tabii bu filmi izledikten sonra o sınır kapısını açalım diyerek bubama şubama obamaya sürtünenlere de selam olsun buradan…
Birçok bilimkurgu filmdeki genel konsept şudur: Dünya bir belaya bulaşır, herhangi bir Amerikalıda çıkar bi hamlede dünyayı kurtarıverir. Bu belaların başında da uzayların dünya ile kafalarını bozmasıdır. En son izlediğim filmler “Dünyanın durduğu gün” ve “Kehanet” filmleri de bu dünya battı batıyor paranoyalarının işlendiği filmler. Bu iki filme de ayrıntılı olarak değinmek istiyorum.