Filed Under (Sevgili Günlük) by emrah on 30-07-2009
Geçtiğimiz günlerde ufak bir yenileme çalışmasına girdiğim banyomuzdaki şofbeni çıkarırken bu konuda mutlaka yazı yazmam gerektiğini düşündüm. Malum bu ufak tefek su ısıtıcılarının şofben adı altında evlerimize girmesinden beri en bilinen marka İhlas Şofben’dir. Güzel ülkemizde İhlas şofbenle yıkanmamış nadir Türk evladı vardır. Hele ki öğrenci evinde kalıyorsanız ve bu deneyimi yaşamadıysanız bir yanınız eksik kalmıştır.
Read the rest of this entry »
Filed Under (Hoşuma Gidenler) by emrah on 18-07-2009
Eşkiya (Yavuz Tuğrul)
Kaçağım eşkiya aşklar yaşarım durmadan
Kaşla göz, dağla uçurum arası…
Konar göçerim
Sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar…
Sığsın isterler defnelerim küçücük saksılarıma
Yetmez dağ başlarının teslimiyeti istenir
Ya katli ya ihanetim…
Read the rest of this entry »
Filed Under (Hoşuma Gidenler) by emrah on 03-07-2009

Bir pop kralı daha arkasında soru işaretleri bırakarak göçtü gitti bu diyardan. Müslümandı, çok borcu vardı, intihar etti vs bir çok dedikodu hala gündemi meşgul ediyor. Aslında bunlar hakkında değil de benim aklıma gelen başka bir ayrıntı hakkında yazmak istedim.
Şimdi Micheal abimiz “The Jackson 5″ adlı grupla müzik hayatına başladı. Bu gruptaki üyeler kardeşleriydi. Sonra solo albüm yaparak yıldızını parlattı, ünlü oldu, pop starı oldu.
İsmail YK kardeşimiz de “Yurtseven Kardeşler” adlı grupla müzik hayatına başladı. Bu gruptaki üyeler kardeşleriydi.Sonra solo albüm yaparak yıldızını parlattı. Demek ki İsmail YK da bir iki yıla kadar dünya starı olabilir
Neyse sonu Micheal’a benzemesin de…
Filed Under (İzlediğim Filmler) by emrah on 02-07-2009
Başı, sonu, konusu, oyuncuları ile tam bir baş yapıt. Hele ki “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz” sözüyle unutulmayacak bir film. Bir avuç Türk mühendisin her türlü engel, köstek ve imkansızlığa rağmen yazdıkları destanın devlet ve basın içerisinde yuvalanan -en hafif ifade ile- işbirlikçileri tarafından ortadan kaldırılmasının hikayesi. Nuri Demirağların hüzünlü hikayesi aslında. Yeni tabirle “know-how”ı bize ait bir arabanın yok edilişinin ardından sadece dışarıdan gelen parçaların montajıyla araba yaptığımızı zannetmemiz ne kadar ironik. “Aman siz yapmayın, biz size ucuza satarız” hikayesine kanmak ne kadar acı. Yapıldı mı bilmiyorum ama şu ucak fabrikası hikayemizi ve bu uğurda neredeyse canı alınan Nuri Bey’in hikayesini umarım bir gün bir film haline getirilir.
Filed Under (İzlediğim Filmler) by emrah on 02-07-2009
Ana fikir ve konu güzel, başarılı ancak sanırım filmi Gani Müjde yerine başkası yönetse daha da başarılı olacak gibi. Bazı noktalar durağan ve sıkıcı olmuş. Girişin ve hafif bir gelişmenin ardından hoop diye sonuca çat diye çıkmak iyi olmamış. Padişah rolünü de Ata Demirer’den başkası bu kadar iyi kimse oynayamazdı. Aslında genel olarak “Devrim Arabaları”nda da bu filmde de nasıl Batı’nın oyuncağı olduğumuzu gayet net bir şekilde anlatılmakta. Hele ki Avrupa Birliği’nin kapısındaki rezil-i rüsva durumumuz sanırım daha açık bir şekilde anlatılamazdı. Kısacası eksik, gedikleri çok olsa da izlenesi, ardından da “Vah Türkiyem” diye ağlanası bir film olmuş.