Emrah'ın Yeri

Ne İş Olsa Yaparız Abi

Ekim, 2009 kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Geçen günkü “Up” faciası yazımın akabinde Nefes yazımda belirttiğim gibi yemini bozup Cinebonus Konak Pier’e büyük umutlarla gittik. Film sağlam, sözde izmirin en iyi salonlarından birinde izleyeceğiz. Neyse adam başı 10 lira verdik girdik, Nefes’e helali hoş olsun. Film 20.15′de başlayacak diye alelacele yemeklerimizi yedik, salondaki yerimizi aldık.

O da ne tamı tamına 22 dakika reklam izledik. Film fragmanı falan değil, bildiğin reklam izledik. Sonra film başladı ancak onda da sanki köy kahvesinde film izler gibi ses bir yükseliyor bi alçalıyor. Görüntü arada duraklıyor, bi ara 30 sn kadar kesintiye uğradı. Yani 10 lira verdik ama neye verdik anlayamadık. Sonra filmin final sahnesindeki vurucu kısım gelmeden çat diye ışıkları açmaları da ayrıca kutlanası hareketlerdi. Sanki sinema dün kurulmuş gibi acemice hareketler.

Neyse reklam işine dönersek sanki açık hava sinemasında sponsorların desteğiyle film gösterimi yapılıyor da sponsorlara kıyak olsun diye reklam izliyorum. Yaw ben zaten paramı vermişim, bana neden reklam izletiyorsunuz bir tomar. Bu aslında gün geçtikçe yerin dibine geçen müşteri memnuniyetinin bir göstergesi. ver parayı ben canımın istediği gibi hizmet ederim, nasılsa derdini anlatabileceğin bir yer yok!

Nefes

Yorum yok

“Cinebonus’a gitmem uzun zaman” demiştim ancak yeminimi bozdum ve gittik. O konuya daha sonra gireceğim. Şimdi konumuz film: Nefes. Değişik kurgu ve çekimleriyle bence orjinal bir film. “Vatan sağolsun” diyerek gözlerini kırpmadan ölüme koşanların yürek burkan hikayesi.

Olayı kimsenin gözünden anlatmayıp orada yaşananları olduğu gibi anlatması da oldukça önemli. Orada aslında neler olduğunu, mücadelede ne gibi hataların yapıldığını inceden ve ustalıkla veriyor. Ağlarken güldürmeyi başaran bir film bence, ara ara durağanlaşsa da kesinlikle on numara. Son sahnelerini izlerken de Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitleri için yazdığı dizeler aklıma geldi:

Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

“Barış, barış” diye saçmalayanların kesinlikle izlemesi gereken film.

Ayrıca oradaki Emrah’ın unutulmaz şarkısını da unutmamak lazım.

Bu aşk böyle bitemez
Bırakma terketme beni
Atma beni ölümlere
Atma beni zulümlere
Götür Beni Gittiğin Yere…

Ben sensiz nefes alamam
Buralarda hiç duramam
Tek başına yanlız kalamam
Senin Kokunu özlerim
Hep Yollarını gözlerim
Götür beni gittiğin Yere…

Aşkındır beni yaşatan
Beni hayata bağlayan
Atma beni ölümlere
Atma beni zulümlere
Götür beni gittiğin yere…

Efendime söyleyeyim, bobiler.örg adlı internet çetesini uzun zamandır takip ediyordum, montelere katıla katıla gülüyordum. Dedim ki kendi kendime “ulen ben de monte ekleyecem”. Akabinde üye oldum. Üye olunca hemen bobi olamıyorsun tabii, orciş monte eklemen lazım. “Kuçu” yapıyorlar seni. Neyse ben de ekledim, üç orciş monte. yaklaşık iki haftalık beklemeden sonra dün gece itibariyle aşağıdaki mesajla bobi oldum resmen. Artık http://www.bobiler.org/nioya adresinden montelerimi takip edebilirsiniz :)

sevgili sen,

yetki bahsettigim bobilerden biri montelerden bir tanesini begendi ve bobi oldun. bu nadir rastlanan bisey. artik yaptigin monteleri tum insanlik gorebilecek, cok cesitli kesimlerden kufur yiyebileceksin.

beni uzme.

makina
bobiler.org

Çok değerli okurlarım, reklamların rezilliğinden sizinle paylaşmamayı uygun görüyorum. Zira söz konusu reklamlar, beni markadan soğuttu. Dükkanın önünden bile geçince tiksinti geçirmeye başladım. Türkçe bu kadar mı rezil edilir, Türk milletiyle bu kadar mı dalga geçilir ulen! Tamam yabancı sermayesin, bizi düdüklemek hoşuna gidiyor ama bari bizi düdük yerine koyma be koçum.

Efendim bir önceki yazımızda Bilgisayar mühendisinin 3G ile imtihanı – 1 uzun uzun Avea’daki internete erişim mücadelemi anlatmış,

Tam sıyırmak üzereyken dedim ki gene kendi kendime “sorun acaba simkartta olabilir mi?”. Malum benim simcard eski çağlardan kalmaydı, hala Aycell yazar üzerinde :) Arkadaşın yakın çağlarda aldığı kartı taktım, telefonu açtım vee… Allahım sana geliyorum, internete girdi. Sorunu yaklaşık 1,5 aylık debelenmeden sonra buldum, simkart değişecek.

Şimdi dört gözle bekliyorum yeni sim kartımı…

Demiştim.

okumaya devam edin…

Efendim, eğitimim süresince çokça duydum, bilgi güvenliği, sistem güvenliği laflarını. Aman dikkat eyleyin dediler. Akabinde de sevgili ortakım yeni yıl hediyesi olarak verdiği Aldatma Sanatı’nı (Kevin D. Mitnick, William L. Simon) okuduktan sonra komputer dünyasında herşeyden şüphe eder oldum.

Geçenlerde büyük bir alışveriş merkezindeki yandaki fotoğrafı çektim. Görüldüğü üzere kamuya açık bir yer, elektrik ve data kablolarının bağlantı yerleri, elektrik şarterleri ortada. Yani aklıma gelmedi değil, şuradan data kablosunu bir saniyeliğine çıkarsam soketin girdiği yerdeki tellerden birkaçı eğsem. Sonra teknik ekip sorun nerede diye kafayı yese falan. Neyse dedim “de get yalan dünya”.

Başka bir açıdan bakarsak da niyeti daha bozuk bir kişi kimseye çaktırmadan rahatça alışveriş merkezinin intranetine buradan rahatça sızabilir. Neyse çok komplo teorisi oldu bu :D

"Up" faciası

1 yorum

Sevine sevine Kipa Balçova’ya gittik, üst kata çıktık. Gişeye yanaştık, biletimizi aldık, bu gösterim “üç boyutlu demi” dedik, “evet” cevabımızı aldık. İçeri girdik, sinemanın kafesinden su alma gafletini gösterip 1,5 lira bayıldık. Salona girdikten sonra gözlük dağıtılmadığını fark edip görevliye sorduk ve “3 boyutlusu gelmedi” mealindeki cevabı alıp yıkıldık mı yıkıldık. Acilen çıkıp biletimizi geri iade ettik. Hangi filme mi gittik: TV reklamlarında bangır bangır üç boyutlu diye beyan edilen “Up – Yukarı Bak”. Ve Real 3D bizde diye övünen Kipa Cinebonus’ta film üç boyutlusu yok, gişedekinin bundan haberi yok. Neyse çok büyük hayal kırıklığı yaşadım, resmen travma oldu bu benim için uzun zaman Cinebonus’a gitmem herhalde!

Son zamanlarda bir akım oldu sanırım. Güzel ülkemizin her yöresinden insanlarla bir panoroma yaratma hadisesi. Bunların son günlerdeki temsilcileri ise Turkcell’in Turkcelllinin gücü ile Ufo’nun açık hava ufoları reklamları. Her ikisinde de tüm anadolu kucaklama teması var. Bi doğu, bir karadeniz bir trakya şivesi. Yanlız ben mi atladım bilmiyorum ama nedense ege şivesine pek rastlayamadım!

Tüm hikaye, kırmızı logolu Telsim’in Sagem RC 912 kampanyası ile cep telefonu edinme ile başlar. Tabii o zaman her yöne kampanyaları, sınırsız smsler falan yok, kontörleri koklayarak yaşadım. Akabinde Aycell’in kamu tarifleriyle birazı kırmızı bir başka operatöre geçtim. Aynı tarifedekilerle sınırsız konuşmanın tadını almıştık bi kere. Aria ve Aycell’in birleşmesiyle yine bir kırmızıya Avea’ya dahil olduk. En son mobil öğrenci ile sınırsızca konuştuk. Ancak devir numara taşıma devri. Bi başka kırmızıyı Vodafone’u deneme vakti. Yarından itibaren resmen “Anı yaşa” :)

İş Bankası Reklamlarına her zaman bayılmışımdır, ancak bu son reklam çok bomba olmuş doğrusu.

okumaya devam edin…