<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Emrah&#039;ın Yeri &#187; Yazılarım</title>
	<atom:link href="http://www.nioya.com/konular/yazilarim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nioya.com</link>
	<description>Ne İş Olsa Yaparız Abi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Aug 2010 14:24:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Yeşil Gece konu özeti</title>
		<link>http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 10:39:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/blog/2008/04/17/yesil-gece-konu-ozeti/</guid>
		<description><![CDATA[Tema Ali Şahin&#8217;in karakteri doğrultusunda öğretmenlerin yeni fikirlere açık, kendini pekiştiren, tarafsız, insanlara karşı sevecen, anlayışlı. bilime saygılı, vatansever, sabirli, esnek, hoşgörülü, mücadeleci, bir insan olmaları gerektiğini veriyor. Romanda anlatılmak istenen Bizlerin bilmediği o dönemlerdeki Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu hüzünlü, karmaşık durumu anlatıyor. Bu roman sayesinde o dönemde yaşanan insan ilişkilerini, fikir çatışmalarını, gericiliğe ve gericilere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tema</strong><br />
Ali Şahin&#8217;in karakteri doğrultusunda öğretmenlerin yeni fikirlere açık, kendini pekiştiren, tarafsız, insanlara karşı sevecen, anlayışlı. bilime saygılı, vatansever, sabirli, esnek, hoşgörülü, mücadeleci, bir insan olmaları gerektiğini veriyor.<br />
<strong>Romanda anlatılmak istenen</strong><br />
Bizlerin bilmediği o dönemlerdeki Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu hüzünlü, karmaşık durumu anlatıyor. Bu roman sayesinde o dönemde yaşanan insan ilişkilerini, fikir çatışmalarını, gericiliğe ve gericilere karşı idealist insanların verdiği mücadeleleri, karşılaşılan zorlukları daha iyi anlamamızı sağlıyor. Atatürk Devrimi&#8217;nin o coşkulu havası içinde, çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta toplumun o günkü sorunlarını yürekli bir şekilde tartışabiliyoruz.<br />
<strong>Yazar: Reşat Nuri Güntekin </strong><br />
<strong>Hayatı</strong><br />
25 Kasım 1889 günü İstanbul&#8217;da doğan Reşat Nuri Güntekin, bir asker hekimin oğluilk öğrenimini Selimiye ve canakkale mahalle mektebinde tamamladıktan sonra (1909), Galatasaray Lisesi&#8217;nde ve İzmir Frere&#8217;ler okulunda okumuştur. Daha sonra İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi&#8217;ne (Fakültesine) girmiş ve buradan mezun olmuştur (1912). Bursa Lisesi&#8217;nde, İstanbul&#8217;da Vefa, İstanbul Erkek, camlıca Kabataş, Galatasaray, Erenköy liselerinde edebiyat öğretmenliği ve müdürlük yapmıştır. Daha sonra Milli Eğitim Müfettişliğine getirilmiştir (1927). Güntekin daha sonra canakkale milletvekili seçilmiş (1939), sonra yeniden Milli Eğitim&#8217;e dönmüş (1943), başmüfettiş olmuştur (1947). Bu görevdeyken UNESCO&#8217;nun Türkiye temsilcisi ve öğrenci müfettişi sıfatıyla aynı yıl Paris&#8217;e gitmiştir. Paris Kültür Ateşeliği yaptı. Daha sonra emekliye ayrılan (1954) Güntekin yurda dönüşünde İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliğine seçilmiştir. Reşat Nuri Güntekin, hastalanması üzerine tedavi için gönderildiği Londra&#8217;da 7 Aralık 1956 tarihinde olmuştur.<br />
<strong>Yazın Yaşamı:</strong><br />
Edebiyat ilgisinin lalasının anlattığı bir masalda duyduğu dizelerle uyandığını, Fatma Aliye Hanım&#8217;in Udi romanı ve Muallim Naci&#8217;nin şiirleri ile ilginin güçlendiğini, Halit Ziya&#8217;nin öykü ve romanlarını okuduktan sonra ise yazar olmaya yöneldiğini söyleyen Güntekin, yazın dünyasına imzasız yayımladığı şiirlerle girmiştir. Reşat Nuri, I. Dünya Savaşı sırasında Le Pensee Turque dergisine yazdığı Türk edebiyatı ile ilgili makaleler ve Zaman gazetesinde yazdığı tiyatro eleştirileriyle dikkati çekmiştir. Güntekin&#8217;in yayımlanan ilk öyküsü &#8220;Eski Ahbab&#8221; Diken dergisinde çıkmıştır (1917). Cemil Nimet takma adıyla yazdığı ilk romanı Harabelerin çiçeği de Zaman gazetesinde tefrika edilmiştir (1918).<br />
Yazarliginin baska bir kanalini olusturan oyunlarinin ilki olan &#8220;Hakiki Kahraman&#8221;i da bu yillarda yazmistir (1919). Bu arada Dersaadet gazetesinde tefrika edilmeye baslanan Gizli El daha ilk sayida sansure ugramis, ancak uc yil sonra kitap halinde cikabilmistir. Guntekin, Ibnurrefik Ahmet Nuri, Munif Fehim ve Mahmut Yesari ile Kelebek adli bir mizah dergisi cikarmis (1924), burada &#8220;Ates Bocegi&#8221;, &#8220;Agustos Bocegi&#8221; gibi takma adlarla mizahi yazilar yayimlamistir. Resat Nuri, Cumhuriyet&#8217;in ideoloji ve devrimlerini savunan Memleket adli bir gunluk gazete de cikarmis, ancak yasatamamistir (1947). Guntekin 1918-1955 yillari arasinda Inci, Edebi Mecmua, Buyuk Mecmua, Nedim, S⩲, Hayat, Gunes, Muhit, Yeni Turk, Ana Yurt, Ayda Bir, Akbaba, Yedigun, Aile, Varlik, Turk Dili, Turk Yurdu, Temasa Mecmuasi, Yeni Mecmua, Darulbedayi Mecmuasi, Turk Tiyatrosu Mecmuasi gibi tum onemli dergilerde yazmistir. Resat Nuri Guntekin oyku, roman, oyun turlerinde yapitlar vermis, tiyatro elestirileri yazmis ve cesitli ceviriler yapmistir. Baslica Eserleri calikusu Resat Nuri Guntekin, en bilinen romani calikusu&#8217;nu once Istanbul Kizi adiyla dort perdelik bir oyun olarak yazdi. Yapiti 1922&#8242;de Vakit Gazetesi&#8217;nde calikusu adiyla roman olarak yayinlaninca buyuk ilgi gordu. Romanin ana temasini Feride&#8217;nin bir ask kirgini olarak Anadolu&#8217;da ogretmenlik yapmayi secmesi, oradaki yoksul insanlara kendini adamasi olusturmaktadir. Resat Nuri, bu romaninda Kurtulus Savasi Anadolu&#8217;sunun insanini ve cevresini gercekci bir bakisla yansitmistir. calikusu, duygusal bir olayi anlatir. Ama bu duygusal olay icinde donemin toplumsal sorunlarinin elestirel olarak ortaya konulmasi, Feride&#8217;nin varliginda ozverili bir kisiligin cizilmesi okurlari etkileyen unsurlarin basinda gelir. calikusu, Turkiye&#8217;de yeni bir donemin baslamasini ozendiren bir romandir. Gizli El Gizli El, Resat Nuri&#8217;nin en onemli romanlarindan biri ve Turk Edebiyati&#8217;nin klasiklerindendir. Ilk olarak 1920&#8242;de Dersaadet Gazetesi&#8217;nde yayimlanmaya basladi. Romanda devlet adamlarina satasildigi gerekcesiyle sansur edildi ve gazetede yayinlanmasi durduruldu. Resat Nuri de yapitinda degisiklikler yapmak zorunda kaldi. Gizli El yayinlandiginda, Resat Nuri yazdigi onsozde degisiklikleri acikladi. O, yonetim mekanizmasini elestirmek istemis ama sansurun baskisi karsisinda romanin ozunu aile ve gecim sikintilari sorunlarina kaydirmak zorunda kalmisti. Diger Eserleri oyku Recm, Genclik ve Guzellik (1919), Rocild Bey (1919), Eski Ahbab (Tarihsiz), Tanri Misafiri (1927), Sonmus Yildizlar (1928), Leyl⠩le Mecnun (1928), Olagan Isler (1930), Roman calikusu (1922), Gizli El (1924), Damga (1924), Dudaktan kalbe (1924), Aksam Gunesi (1926), Bir Kadin Dusmani (1927), Yesil Gece (1928), Acimak (1928), Yaprak Dokumu (1939), Degirmen (1944), Kizilcik Daglari (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin cicegi (1953), Kavak Yelleri (1961), Son Siginak (1961), Kan Davasi (1962), Ates Gecesi(1953) Oyun Hancer (1920), Eski Ruya (1922), umidin Gunesi (1924), Gazeteci Dusmani, Semsiye Hirsizi, Ihtiyar Serseri (1925, uc oyun), Tas Parcasi (1926), Bir Koy Hocasi (1928), Istikl⬠(1933), Hulleci (1933), Yaprak Dokumu (1971), Eski Sarki(1971), Balikesir Muhasebecisi (1971), Tanridagi Ziyafeti (1971) vb. Gezi Anadolu Notlari (1936 iki cilt)<br />
<strong>Ana karakterler</strong><br />
Ali Sahin (Sahin Efendi): Ilk ogrenimini medresede baslayan fakat softalarin dusuncelerini kabul etmeyen bu yuzden kendi icinde catismalara girmis bir genc. Bu catismadan kurtulmak ve vatanin icinde bulundugu durumdan sadece yeni okullarin, ogretmenlerin kurtaracagina inandigi icin ogretmen olmustur. Imani tam, cesaretli , durust, mutevazi ve idealist bir ogretmen. Sevecen, akilli, duygusal bir insan.</p>
<p>Deli Necip: Belediye muhendisi atak ve taskin bir adam oldugu icin kasaba halki tarafindan &#8220;deli&#8221; lakabi verilmistir. Acik sozlu, kimseden korkmayan her dusuncesini soyleyen idealist bir insan Sahin&#8217;in inandigi ve onunla ayni fikirde oldugu dosttu.</p>
<p>Rasim: Emir Dede Ilkokulu&#8217;nun ogretmenlerinden. Necip&#8217; den sonra Sahin&#8217;in ikinci dava arkadasi. Zeki, atesli ve milliyetci bir genc. Balkan Savasi&#8217;na gonullu gitmis ve sag ayagini kaybetmis idealist bir insandir.</p>
<p>Eyup Hoca: Koyu musluman gorunup turlu entrikalarla kendi menfaatine uygun her turlu isi yapan, onune cikanlari acimadan yok eden, dusmanla isbirligi yapacak kadar menfaatci bir insandir.<br />
<strong>Romanin Genis ozeti<br />
1.KISIM </strong></p>
<p>Roman, kahramanimiz Sahin Efendi&#8217;nin Maarif Nezareti Tedrisat-i Iptidaiye Birinci Sube Muduru Basri Bey&#8217;i ziyaretiyle baslar. Bu ziyaret sirasinda Basri Bey once Sahin Efendi&#8217;nin Istanbul&#8217;a atanmak isteyen diger muallimlerden biri oldugunu zannederek cikisir ancak Sahin Efendi&#8217;nin niyeti Istanbul&#8217;a cikan tayinini, Izmir Sariova&#8217;ya tayini cikan bir baska arkadasiyla degistirmek istemektedir.Basri Bey hayretler icinde kalir, bir turlu anlam veremedigi bu istegi kabul eder ve Sahin Efendi&#8217;yi tutuculugu ve softaligiyla bilinen,on iki haneye bir cami,mescit ya da medrese dusen,cocuklarin bile sarik sardigi Sariova&#8217;ya tayin eder. Sahin Efendi, bir kac gun sonra harcirahini alir ve gorev yerine gitmek uzere esyalarini toplar, yeni aldigi kolali gomlegiyle siyah sayaktan elbisesini giyer, esyalarini seyahat edecegi vapura yukletir, yasadigi,yetistigi yerleri son bir kez gormek uzere dolasmaya cikar. once ilk kez Istanbul&#8217;a ilk ayak bastigi bu yerde on iki yil oncesine,Istanbul&#8217;a ilk ayak bastigi gune doner, memleketini, Istanbul&#8217;a gelirken yasadigi sefaleti, gelis nedenlerini animsar. En son alti yil cile doldurdugu Somuncuoglu Medresesi&#8217;ne gider.Buraya memleketindeki hocalari tarafindan gonderilmis, Sahin Efendi&#8217;yi memleketinden uzak bir akrabasi getirmis,alti yilini gecirdigi medresenin karanlik ve nemli odasina &#8220;Sag ayaginla gir ogul,nur-i hidayete burada kavusacaksin&#8221; diyerek yine bu akrabasi sokmustu. Sahin Efendi geldigi o gunu hatirlarken daha gerilere, cocukluguna gider. Acik gunes altinda toprakla,camurla oynarken ilmiyeden olan babasi tarafindan birgun tum dunyayi golgesi altina alacagina inandigi yesil ordunun neferi yapilmak istendigi icin basinda yesil sarikla istemeye istemeye daima yadirgayacagi medreseye gonderilmistir. O gunleri dusunurken aklina oradaki hocalari gelir, ozellikle de Haci Fettah Hoca. Ders veremeyecek kadar yasli olan bu hocanin bir ruya gibi gecen derslerinin Sahin Efendi uzerinde etkisi buyuktur. Sahin Efendi, tekrar Istanbul&#8217;a ilk geldigi zamanlara, Somuncuoglu Medresesi gunlerine doner. Istanbul onun icin karmasik, buyuk bir sehirdi ve o sadece derslerini dusunuyor, sadece kendi dersleriyle yetinmiyor ayni zamanda Istanbul&#8217; un diger buyuk muderrislerinin derslerini de takip ediyor bu ozellikleriyle diger sinif arkadaslarindan ayrilmaya basliyordu. Ancak ilk buyuk hayal kirikligini bu arkadaslarindan geldi. Babasinin bahsettigi birgun tum dunyayi golgesi altina alacagina inandigi yesil ordunun neferleri olacak arkadaslari yanliz kendilerine bir zanaat elde etmek icin esnaf ciragi misali koy cocuklariydi. Dunyalari iptidai(ilkel) ve kabaydi. Dunya onlar icin karalar ve denizler, gokte cakili yildizlarin altinda omuzlarinda iki hafiye melegin oturdugu insanlardan ibaretti ki, bu dunyaya hukmeden, kadin yuzunu acti diye tarlalara taslar yagdiran catik kasli bir Tanri, otesinde cehennemi kordan sicak, cenneti dua eden muminlerle dolu Istanbul carsilarindan daha bol carsilari olan genis ferah bir ote dunyaydi. Sahin Efendi arkadaslarinin bu kadar dar goruslu olduguna inanamiyordu ama yine de onlari suclayamazdi. Ancak bir kac ay gectikten, arkadaslarini ve ozellikle yesil ordunun kumandalari olarak gordugu hocalarini,muderrisleri tanidiktan sonra yesil ordu ve neferleri hakkindaki dusunceleri tamamiyle degisti. Kumandanlar da neferler gibi dini menfaatlerine alet etmis, saray casusuydular. Abdulhamit istibdatinin en yogun oldugu gunlerde kimin casus kimin dost oldugu ayrilamiyordu zaten. Bu olaylar sonrasinda Sahin Efendi&#8217;nin dine ve ozellikle de ahiret inancina, ebedi hayata inanci zayiflamis, dalalete dusmustu. Devamli okuyor,arastiriyor, belli etmeden arkadaslarinin bu konudaki dusuncelerin ogrenmeye calisiyordu. Ancak basvurdugu her kitap, danistigi herkes ona sirtini donmus, onu inandiracak doyurucu bir aciklama yapmadigi gibi, kafirlikle itham edilmeye baslanmisti. En sonunda Sahin Efendi itikadini ve inancini tamamen kaybetmisti. Artik medresede kalmak ona aci veriyor, kitaplar kurtlanmis kagit parcalarina, dersler agir bir yuk geliyordu ona. Bu sirada yeni acilan Darulmuallimin&#8217;e girmeye karar verir ve sinavlarina girer, kazanir&#8230; Sahin Efendi&#8217;nin yeni dini, inanci iptidai ogretmenligi, ilim ve fen olmustu. Nasilki Istanbul&#8217; a ilk geldiginde tek hedefi bir gun yesil ordunun sancagini dalgalandirmaksa simdiki tek hedefi de ilim ordusuna neferler yetistirmek olmustu. Bu anilari arkada birakarak Sariova&#8217;ya gelir. Maarif mudurlugune gider ve orada ileride basina buyuk isler acacak olan Eyup Hoca&#8217;yla tanisir, belediyenin ziyafetine davet edilir.Emin Dede Basmuallimi icin bu ziyafet bulunmaz bir firsat olur, kasabanin once gelen isimlerini, okulunun hocalarini, idadinin(lisenin) muduru ve hocalariyla tanisir, kendisine muttefik olabilecek isimleri secmesinde etkili olur. Artik herkesi tanir, Sariova&#8217;da kendine bir yer edinir Sahin Efendi. Harekete gecme zamani gelmisti. Mektebin hocalarindan Rasim Efendi onun icin bulunmaz bir muttefiktir ve onu kazanir. Bu siralarda kasabanin onde gelenlerinden birini oglu ile bir medreseli arasinda hadise cikmis, delikanli kamisla sariga vurmustu. Bu kasabanin softalarinin isyan edip sokaga dokulmesine ve guc gosterisi yapmalarina neden olmus, ancak jandarmanin mudahalesiyle sakinlesmisti ancak bu olay Sahin Efendi&#8217;nin isini zor olacagini gostermisti. Sahin Efendi icin en onemli sorun okul binasiydi. Bakimsizliktan dokulen binayi terketmek gerekiyordu ancak yeni bina yapmaya kimse yanasmiyordu. Yanassalar da secilen hic plan begenilmiyor devamli itirazlar geliyordu. Tam bu sirada belediyenin &#8220;deli&#8221; lakapli genc muhendisi Necip, Sahin Efendi ve Rasim Efendi ikilisine yardim eder, onlara herkesce kabul edilecebilecek ancak hileli bir plan hazirlar. Boylece hem istedikleri gibi bir bina elde edecekler hem de softalara kabul ettirebileceklerdi. Bu arada Necip Sahin Efendi nin ismini geri kalmis insanlara yakisacagini dusundugu icin kendisine Dogan Bey diyordu. Bir hafta sonra Necip&#8217;in plani belediye meclisi tarafindan onaylanmisti ancak yeni bir engel daha cikmisti. Binanin yapilacagi arsanin kosesinde kucuk bir medrese bulunmaktadir ve bu medresenin ogrencisi olan softalar, medreseyi terketmemekte direnirler, bu direnise halk da katilip ak sakalli dede hikayesi eklenince medreseyi yikmak imkansiz hale gelir. Tam bu sirada Necip&#8217;in aklina gelen cinlikle, yol yapim calismalarinda kazara bina yikilir, okulun yapilmasi icin hicbir engel kalmaz. Medrese oyunuyla Sahin Efendi&#8217;yi durduramayacagini anlayan Eyup Hoca, onu insanlarin hirslariyla vurmayi planlar. once ona makam, sonra kadin en son da mal mulk teklif ederBunlar Sihapizade Medresesi&#8217;nin muderrisligi, evlilik ve ucuz yollu bag bahcedir. Ancak gencligi softalar arasida gecen Sahin Efendi hicbirine inanip kanmayarak yakasini kurtarir. Bu olaylarin akabinde &#8220;Sariova&#8221; gazetesinde Muderris Zuhtu Efendi tarafindan yayinlanan &#8220;Sariga hurmet vecibesi&#8221; adli yaziya cevaben Muallimler Cemiyeti&#8217;nde Sahin Efendi sariga saygi gosterilmesinin geregini onaylar ve 7-8 yasindaki ogrencilerin sarik sarmamasi gerektigini vurgular, sarigin basarili talebelere odul olarak verilmesi onerir. Boylece cocuklarin basindan sariklarin atilmasinin yolunu acar, bir-iki aya kalmadan tum ogrenciler sariklarini attirir. Sahin Efendi&#8217;nin Sariova&#8217;ya gelmesinin uzerinden 5-6 ay gecer. Bu sure zarfinda perde arkasinda kalip kendine saglam bir yer edinir kasabada. Ancak meydana gelen bir olay onu meydana cikmaya zorlar. Hafiz yetismesi icin Hafiz Rahim Efendi&#8217;nin yanina verilen mahalle imaminin buyuk oglu Remzi&#8217;nin Rahim&#8217;in sert tavirlari ve agir hifz calismalari sonucunda hafiz cemiyetinde daha hifzina baslamadan olmesi, cenaze toreninde annesini insanin icin daglayan feryadi ve kasaba cemiyetini suclayisi, bir de bunun uzerine imamin kucuk oglunu Bedir&#8217;i de Hafiz Rahim Efendi&#8217;nin yanina vermek istemesi bardagi tasirir. Sahin Efendi, imami cocugun annesinin yardimiyla ikna ederek cocugun okula devam etmesini saglar. Bunun uzerine Eyup Hoca siddetli bir harekete girisir. once ogrenci velilerinden bir grup okula gelerek &#8220;hifza baslayacak cocuk Allah yolundan dondurulemez&#8221; denilerek neredeyse Sahin Efendi&#8217;nin uzerine yururler. Mesele Maarif Mudurlugu&#8217;ne kadar gider</p>
<p>, hakkinda sorusturma acilir. Is bununla da kalmaz, veliler birbir cocuklarini okuldan almaya, medrese ogrencileri ise okulun ogrencilerine saldirmaya baslarlar. Nihayet Bedri&#8217;nin hastalik komedisi baslar. Necip,Rasim ve Sahin Efendi cocuk icin bir doktor raporu alip onun hifz icin yeterli olmadigini kanitlamaya calimaya karar verirler ancak basta belediyenin doktoru olmak uzere gittikleri hicbir doktor bu yonde rapor vermez. Bedri ne okula devam edebilir ne de hifza baslayabilir. Bu olay sessiz sedasiz kapanirken Sahin Efendi ile Eyup Hoca partisi arasinda kisa surecek bir ateskes ilan edilmis olur. Bir gun okula peceli, genc bir kadin gelir. cocugunu kaydettirmek istedigini fakat hasta oldugu icin getirmedigini soyler. Lakin acayip bir durum soz konusudur kadin haftada en asagi iki kez geldigi halde cocugu getirmemekte garip bahanelerle gecistirir, Sahin Efendi&#8217;ye cok samimi davranir. Bu durumdan rahatsiz olan basmuallim sonunda kadini kibarca kovar. Firtinali bir gece, okulda yanliz kalan Sahin Efendi&#8217;nin kapisi calinir. Kapida su diye dilenen bir kadindir ve bayilir. Basmuallim onu yukari tasir ve yardim istemek icin disari firladiginda, okulun hocalarindan Afif Hoca&#8217;yla karsilasir. Durumu anlatir, yardim ister. Afif Hoca&#8217;da ona bunun bir tuzak oldugunu anlatir, boylece Sahin Efendi&#8217;yi buyuk bir iftiradan kurtarir. Butun bu olanlardan sonra tuyler urperten bir olay olur. Halk, gece uykusundan kasabanin her tarafindan gorulen yuksek bir tepenin uzerinde bulunan &#8220;Kelami Baba&#8221; turbesinin yanmakta oldugu haberiyle uyanir. Kerameti kendinden menkul bir yatir olan Kelami Baba turbesi tamamen yanar ve hemen fail aranmaya baslar. Sonunda munzevi ve bedbin tavirlari ve alkolikligiyle taninan Sariova Idadisinin Fransizca ve hesap muallimi Mehmet Nihat Efendi suclu damgasi yer, hemen cesitli yalanci sahitlerle iddia kanitlanmaya calisilir. Nihat Efendi yakalanir, yakalandigi gun halk linc etmeye kalkar, olmadik hakaretler, agza alinmadik kufurlerle satasirlar, yerlerde suruklerler, yuzune tukururler. Herkes Nihat Efendi&#8217;nin kundakci olduguna kesin gozuyle bakar. Artik Nihat Efendi vebali gibidir, karisi ve cocugu bile aleyhinde sahitlik yapar, hicbir avukat onu savunmayi kabul etmez. Sahin Efendi ise bu sirada kendisini ve arkadaslarini tehlikeye atacak bir hamle yaparak Nihat Efendi&#8217;yi ziyarete gider, derdini dinler, sigara ve yiyecek goturur. Sahin Efendi ve arkadaslari idadi hocasini kurtarmak icin kasabaya yeni gelen en az Necip kadar cesur, genc Avukat Ihsan&#8217;la anlasirlar. Fakat bu hareketlerinden sonra Sahin Efendi ve arkadaslari da itham altinda kalmaya, haklarinda dedikodular cikmaya baslar. Mahkemeler baslar, hararetli tartismalar, yalanci sahitler, bir anda ifade degistirenler ve iftiralarla gecen durusmalardan sonra umutlar yavas yavas sonmeye baslar. Lakin hersey bitmemistir. Muteffikleri polis muduru Kazim Efendi&#8217;nin carsida yakaladigi bir hirsizin uzerinden cok ilginc bir sey cikar: Kelami Baba turbesinin samdani! Hirsiz konusturulunca olay anlasilir. Turbedarin oglu turbedeki degerli esyalari toplayim Antikaci Alber Efendi&#8217;ye satar, olay anlasilmasin diye de turbeyi yakar. Kundakci bulunduktan sonra Nihat Efendi serbest birakilir, karisini bosar ve Sariova&#8217;dan ayrilir.</p>
<p><strong>2.KISIM </strong></p>
<p>Bir mayis sabahi kasaba top sesleriyle uyanan Sariova, Yunan isgalinin yaklastigini anlar. Izmir&#8217;in isgali her ne kadar ahaliyi tedirgin etse de Yunanlilarin bu kadar hizli ilerlemesini beklemezler. O gun kasabaya tam bir karmasa hakimdir. Herkes toplanip kacma telasindadir. Mutasarrif Mufit Bey ve belediye reisi devamli telgraf basinda haber beklemektedir. Kacabilecek herkes yukte hafif pahada agir esyalariyla yollara duserler. Artik Sariova&#8217;da isinin kalmadigini dusunen Sahin Efendi&#8217; de bir kac parca esyasiyla yollara duser, yolda vatan soz konusu oldugunda mangalda kul birakmayan kasabanin ileri gelenlerinin nasil da kactiklarina sahit olur. Bu arada yasli ve kacamayacak olan yatalaklar geride birakilmistir. Bu geride birakilanlardan biri olan ninesine bakmak icin ailesini yanindan kacan kucuk bir cocuk Emin Dede basmuallimini cok etkiler, onu kasabaya geri donmeye zorlar. Yunan ordusu kasaba sinirina dayanir, ancak girmek icin sabahi bekler. Bu sirada polisler, mudurleri Kazim Efendi, Sahin Efendi&#8217;nin yakin dostu Rasim Efendi isgalcilerle catismaya girerler ve sehit olurlar. Tam bu sirada yayilan bir soylentiyle musluman halk hiristiyan halka saldirmaya baslamis, mal ve mulkunu talana girisir. Sahin Efendi bunun Sariova&#8217;yi felakete surukleyecegini iyi bildigi icin sokaga cikar, yuksekce bir yerden halka seslenir, galeyana gelen halki sakinlestirir, gayri muslim vatandaslardan musluman cemaati adina ozur diler. Ertesi gun kasaba resmen isgal altina alinir, sokaklar derin bir sessizlik icerisindedir. Sahin Efendi, bir gece onceki basarisindan dolayi isgalci komutan tarafindan halki sukunet altindan tutmak icin Buyuk Cami&#8217;de vaaz vermekle gorevlendirilir. Bu aslinda onun icin iyi bir mevkiydi, boylece kasabada daha rahat hareket eder olacaktir. Butun bunlar olurken Deli Necip evine kapanmis, gelecekteki Sariova&#8217;yi tasarliyor, kendince isgalcilerden uzak duruyor, deli yaninin ortaya cikip askerlere saldirmamak icin kendini zaptediyordur. Dini kendi mali gibi kullanan Eyup Hoca ve partisi de sabah namazindan sonra Yunanli komutana giderek baglilik bildirir, boylece yeniden kasabada ipleri eline alir. Sahin Efendi, elindeki vaizlik kagidiyla ilk gece catismasinda olen ancak polis oldugu icin Yunanlilarin baskisi yuzunden perisan olan polis muduru Kazim Efendi&#8217;nin evi ve ailesine yardim eder, isgalcilerle iyi gecinerek uc-bes aile babasini hapisten kurtarir. Evinden hic cikmayan Necip,bir gun kahvede otururken iki tane Yunan jandarma, silah aramak bahanesiyle kahvedeki yaslilarin uzerine aramaya kalkinca deliye doner, saldirir, ancak hunharca oldururlur. Bu olay Sahin Efendi&#8217;yi derinden etkiler, gunlerce yemez icmez. Hayattaki son sevdigi insan da olmustur. Artik Sahin Efendi icin tek amac, kasabada eli silah tutan gencleri, sahte vaizlik belgesiyle ic kesimlere gondererek Kuva-i Milliye milislerine katilmalarini saglamaktir. Sonuc: Savas bitmis, vatan isgalden kurtulmustur. Sahin Efendi, yaptiklari ortaya ciktiktan sonra kursuna dizilmesinden cekinildiginden dolayi Yunan adalarindan birine surgun edilir. Burada lokanta ciragi olarak calisir, agir hastalanir, aylarca hastanede yatar, bu sebeplerle hemen vatanina donemez. Dondugunde cumhuriyet ilan edilmis, hilafet kaldirilmis, tekkeler, medreseler kapanmis, Sariova&#8217;da kandilleriyle beraber hukum suren Yesil Gece muebbeden sonmustur. Sariova&#8217;da derenin ustundeki eski tahta kopru yikilmis, onun yerine beton kopru yapiliyordur. Sariova&#8217;da bulunan bir cok yer dusman tarafindan yikilmisti. Bunlarin yerine beyaz tas binalar yapilmistir. Sahin Efendi, eski okulu Emin Dede&#8217;ye gider, basmuallimle karsilasir. Lakin karsilasacagi biri daha vardir: cumhuriyetle beraber iktidarinin bittini sandigi Eyup Hoca! Emin Dede basmuallimi, Sahin Efendi&#8217;yi vatan hainligi ile suclayip kovar. Eski basmuallim kasabadan ayrilirken vatanini satan, isgal oncesinde koyu bir taassupla kasabaya hukmeden isgal sirasindan isgalci orduyla isbirligi yapanlarin ya da asabadan kacanlarin, simdi yine onemli mevkilerle kasabaya hukmettigini, o yillarca surgunde vatan hasreti ve cesitli izdiraplarla yasarken nasil vatan haini damgasi yiyip dislandigini gorur, sessizce derdini anlatabilmek icin Ankara&#8217;ya dogru ilk geldigi gibi sessiz sedasiz yola cikar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akademik Yıl Açılış Konuşmam</title>
		<link>http://www.nioya.com/2007-2008-akademik-yili-acilis-konusmam.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/2007-2008-akademik-yili-acilis-konusmam.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 14:29:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Bakanım, Değerli konuklar ve sevgili İYTEliler, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün onbeşinci açılış törenine hoşgeldiniz. İYTE’ye onuncu yılında giren biri olarak onbeşinci yılda öğrenci arkadaşlarım adına konuşmak benim için büyük bir onur ve gurur kaynağı. Bu beş yıllık süre içerisinden İYTE’nin büyüyüp gelişmesine, serpilip atılmasına tanıklık eden, destek veren şanslı kişilerden biriyim, bu nedenle konuşmamın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Bakanım, Değerli konuklar ve sevgili İYTEliler,<br />
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün onbeşinci açılış törenine hoşgeldiniz. İYTE’ye onuncu yılında giren biri olarak onbeşinci yılda öğrenci arkadaşlarım adına konuşmak benim için büyük bir onur ve gurur kaynağı. Bu beş yıllık süre içerisinden İYTE’nin büyüyüp gelişmesine, serpilip atılmasına tanıklık eden, destek veren şanslı kişilerden biriyim, bu nedenle konuşmamın aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza ışık tutacağına inanıyorum.</p>
<p>Öncelikle yeni gelen arkadaşlarımıza hoş geldiniz demek istiyorum. Bu okulu seçerek hayata bir adım önde başlıyorsunuz. Bizler, sizlerin abileri, ablaları olarak birçok sorunu çözmeye çalıştık ve daha iyi bir İYTE bırakmayı hedefledik. Tabii ki siz de öğreniminiz süresince birçok sorunla karşı karşıya kalabilecek, bunları çözmeye çalışırken, hayata bir adım daha yaklaşacak, biraz daha İYTEli olacaksınız.<br />
Sizlere, gözümüz gibi baktığımız ve gözünüz gibi bakacağınıza inandığımız üç öğrenci kurumunu emanet ediyoruz. Bunlardan ilki sosyal İYTE’nin garantisi, tüm öğrenci topluluklarımızdır. Düşünsel gelişimden, bilimsel etkinliklere kadar bir çok alanda faaliyet gösteren topluluklarımızın ayakta kalabilmesi için İYTEliler en zor anlarda bile pes etmeden çalışmışlardır. Bu konuda hassas davranarak gereken kolaylığı ve desteği sağlayan hocalarımıza ve İYTE çalışanlarına arkadaşlarım adına şükranlarımı sunuyorum. Şüphesiz ki akademik başarılarını sosyal etkinliklerle taçlandırmış bir İYTE, adını daha iyi duyuracak, hakettiği ünü daha çabuk kazanacaktır.<br />
İYTE’nin gülen yüzü, öğrenci portalımız iyte.net ise, bizlerin doğumundan büyümesine, emeklemesinden koşmasına kadar olan tüm süreçlerinde çocuğumuz gibi üzerine özveriyle titrediğimiz Enstitümüzün vazgeçilmez sanal kurumudur. Enstitü ile ilgili haberlerin en hızlı ve doğru yansıtılmasını, aramızdaki iletişim sıkıntısını giderilmesini, İYTE’nin birliğini sağladık bugüne kadar. Sizler, yeni İYTEliler de iyte.net’i sırtlayıp ufkunu genişletecek, geleceğe taşıyacaksınız.<br />
Tabii az önce bahsettiğim üç öğrenci kurumunun belki de en önemlisi İYTElinin gücü, İYTE Öğrenci Konseyi’dir. 2006 &#8211; 2007 Akademik yılı faaliyet raporumuzda ayrıntılı olarak bulabileceğiniz akademik ve sosyal çalışmalarımızla doktora, yüksek lisans ve lisans düzeyinde öğrenim gören 2500’i aşkın arkadaşımızın daha rahat şartlara kavuşmasında çaba sarfettik. Her zaman ‘Saygın Konsey, sorunsuz – sosyal İYTE’ ilkesini benimsediğimiz çalışmalarımızın sonuçlarını geçen yıl ile şu anki durumumuzu kıyasladığımız zaman çok net olarak görebilmekteyiz. Bu da beni ve Konseyimiz için ter döken tüm temsilci arkadaşımızı gururlandırmaktadır. Tabii kimi sorunlarımız var ki yoğun çalışmalarımıza rağmen halen çözülememiştir. Bu sorunların başında, hepimizin sıkıntısını çektiği ulaşım yer almaktadır.<br />
Hiç şüphesiz, şehir merkezine oldukça uzak bulunan enstitümüz konumundan dolayı ciddi ulaşım sıkıntıları yaşamaktadır ve bundan tüm birimlerimiz etkilenmektedir. Ancak büyükşehir belediyesinin sınırlarına girmemiz ve bizden neredeyse 40 dakika uzaktaki Mordoğan beldesine otobüs seferlerinin başlaması, bizleri sorunun en kısa zamanda çözüleceği konusunda umutlandırmıştır.<br />
2006 &#8211; 2017 Stratejik Planında İzmir Kent Vizyonunu “kentlilik bilincine sahip, turizm, ticaret ve yüksek teknolojide öncü, Akdeniz’in kültür ve sanat merkezi, liman kenti olmak” diye tanımlayan Belediyemizin İzmir&#8217;in tek yüksek teknoloji enstitüsüne otobüs seferlerini ivedilikle başlatacağına inancımız tamdır.<br />
İYTEliler, hiçbir zaman pes etmeden ve karşılık beklemeden bu enstitü için, hepimiz için çalıştık. Bizlerden sonra sizlerin de bunu devam ettireceğinize ve siz saygıdeğer hocalarımızın da öğrenci arkadaşlarımın bu etkinliklerine verdiğiniz desteği sürdüreceğinize eminim.</p>
<p>Çünkü İYTE geleceğimiz. Biz İYTE’yiz, İYTE biziz.<br />
Hepimize başarılı, sorunsuz ve mutlu bir akademik yıl diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/2007-2008-akademik-yili-acilis-konusmam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca!&#8230;</title>
		<link>http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jun 2007 12:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>emrah</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[İYTE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[Bir yer düşününüz&#8230; Arkasını dağlara yaslamış, yüzünü Ege&#8217;nin mavisine dönmüş bir üniversite&#8230; Bir üniversite düşününüz&#8230; İçinde bu ülkenin kaynakları seferber edilerek yetiştirilmiş, yurtdışında okutulmuş en parlak akademisyenleri, bu ülkenin en büyük sınavında ilk 1000’lere, 5000’lere girerek gelen öğrencileri olan&#8230; Mimarlar, mühendisler, bilim adamları kısacası ülkenizin geleceğini yetiştirmeyi istediğiniz, geleceği emanet edeceklerinizin üniversitesini düşününüz, teknoloji geliştirmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yer düşününüz&#8230; Arkasını dağlara yaslamış, yüzünü Ege&#8217;nin mavisine dönmüş bir üniversite&#8230;<o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir üniversite düşününüz&#8230; İçinde bu ülkenin kaynakları seferber edilerek yetiştirilmiş, yurtdışında okutulmuş en parlak akademisyenleri, bu ülkenin en büyük sınavında ilk 1000’lere, 5000’lere girerek gelen öğrencileri olan&#8230; Mimarlar, mühendisler, bilim adamları kısacası ülkenizin geleceğini yetiştirmeyi istediğiniz, geleceği emanet edeceklerinizin üniversitesini düşününüz, teknoloji geliştirmeyi planladığınız, TeknoPark kurmayı hayal ettiğiniz&#8230; Ülkenin iki yüksek teknoloji enstitüsünden birini&#8230; İzmir’in EXPO 2015’e ev sahipliği yapması durumunda Türkiye’nin vitrini olacak yeri&#8230;<o:p><br />
</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bahsettiğim ve sizden hayal etmenizi rica ettiğim yer, okulum İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Amerika’daki ve Avrupa’daki benzerleri gibi olması, bilim adamı yetiştirip teknoloji üretmesi için kurulan ülkemizin iki teknoloji enstitüsünün büyüğü, 1992 yılında Çankaya ve Basmane’deki iki binada kurulan İzmir’deki üç devlet üniversitesinde biridir. İdealist, bu topraktan aldığını bu toprağa vermeye çalışan aydınlık ve çalışkan insanların binbir özveri, emek ve alınteriyle sıfırdan kurduğu, “olmaz, imkansız” denilenin başarıldığı okulumuzun yerleşkesi, Karaburun – Çeşme kavşağında, Ege’nin serin suları boyunca, en yakın ilçe Urla’ya 15, turizm kalemiz Çeşme’ye sadece 35 kilometre uzaklıkta, sahipsiz, kimsesiz uzanmaktadır. Sadece bilmek zorunda olanların bildiği, bilmesi gerekenlerin de görmezden geldiği bir yerde kurulmuştur yerleşkemiz.<o:p><br />
</o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Geleceğin ODTÜ’sü” diye tanımlanan okulumuzda –basınımız ilgilenmese, kimse bilmese de- bu yıl akademik yayın/akademik personel oranında üçüncülüğe çıkmıştır. Şu an Mimarlık, Şehir ve Bölge Planlama, Kimya/Makine/Bilgisayar/Elektronik ve Haberleşme Mühendislikleri, Fizik, Kimya, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri olmak üzere dokuz lisans ve bunlara ek olarak otuzaltı yüksek lisans bölümü bulunmaktadır. Tüm akademik personeli en az bir yıl yurtdışındaki denk üniversitelerde ders vermiş, alanında yetkin kişilerden oluşmaktadır. 2025’de bitmesi hedeflenen TeknoPark, Türkiye’nin Silikon Vadisi olmaya adaydır. Mezunlarımın tamamı iş bulmuş, yavaş yavaş piyasada okulumuzun başarısını kanıtlamaya başlamışlardır. Okulumuz ülkemizin eğitim dili %100 İngilizce olan sayılı üniversiteleri arasındadır.<span>  </span>Yerleşke içinde Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından 7 Kasım 2005 tarihinde sessiz, sakin hizmete giren iki kişilik odalarıyla onaltışar kişilik villalar halinde inşa edilmiş Türkiye’de başka örneği bulunmayan yurtlarımızda altıyüzü aşkın kişi barınabilmektedir.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Gelgelelim gidemediğiniz yer sizin değildir! Bizlerin, İYTE öğrencilerinin en büyük problemi, belki bu kadar övdükten sonra gülünç gelecek ama ulaşım. Evet, ULAŞIM!&#8230; Neden diyeceksiniz. Sizlere şöyle özetleyeyim: İzmir’den (Üçkuyular Otobüs Terminali’nden) ilk dolmuş saat: 07.45- 08.00 sularında, sonuncusunun ise 16.00’da kalkar. Yerleşkeden ise ayrılmak isterseniz en erken 09.30, en geç de 17.15 bir dolmuş bulmanız -boş olup sizi alırsa- gerekmektedir. Aksi takdirde ya yerleşkeye gelemezseniz –ki okuldaki yurtta kalıyorsanız gelmeniz gerekiyordur- ya da okuldan ayrılamazsanız! Haftasonu ise kendinizi dolmuşçuların kendi içinlerindeki çekişmelerinin girdabında bulur, dolmuşu doldurup arabayı kaldırma planları yapar, bir anda deynekçi gibi hissetmeye başlarsınız.</p>
<p class="MsoNormal">Tabii diyeceksiniz ki “Neden anlattın bütün bunları be kardeşim, okulunu istersek araştırırız, zaten dolmuş da her yerde aynı!” Bunları bu ülkenin, bu şehrin geleceği için çalıştıklarını belirten, bu okulu Türkiye’nin vitrini yapacaklarını, 2015’e kadar metro(!) bile getireceklerini söyleyenlerden hakkımızı, “belediye otobüsünü” talep etmek için yazdım, herkes duysun bilsin istediğim için yazdım. Temsil etmeye çalıştığım 2000’in üzerindeki insanın sesi duyulsun diye yazdım. Ancak biliyorum ki yine sessizlikle ifade edilen, duyurulmayan aynı bahaneler öne sürülecektir: İYTE’nin şehre uzaklığından kaynaklanan ekonomik yön, yolcu azlığı, otobüs kıtlığı vesaire vesaire&#8230;</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Günde karşılıklı koyacağınız on-oniki sefer belki belediyemize parasal bir yük getirecektir. Ancak filizlenme çağındaki İYTEli aydınlık beyinlere yapılacak bu yatırım gelecekte belki de beyin göçünü tersine çevirecektir. Üreten, yaratan kendi kendine yeten bir şehir, bir Türkiye yaratma hevesi olan beyinlerin bu sesine lütfen ama lütfen kulak veriniz. Yoksa “Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
