﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nioya &#187; Yazılarım</title>
	<atom:link href="http://www.nioya.com/konular/yazilarim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nioya.com</link>
	<description>Ne İş Olsa Yaparız Abi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Jan 2012 19:57:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>E-ticaret Nereye?</title>
		<link>http://www.nioya.com/e-ticaret-nereye.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/e-ticaret-nereye.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 21:16:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevgili Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[eticaret]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=1392</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/e-ticaret-nereye.html" title="E-ticaret Nereye?"></a>Dünya gaz ve toz bulutuydu. Sonra soğudu katılaştı, yalçın dağlar, engin denizler, yaban eller oluştu&#8230; Evrim süreci, kavimler göçü, fransız ihtilali derken internetin icadına kadar geldik. Sonra ne oldu? İlk günlerde HTMLle statik siteler yapılırken sonra &#8220;lan biz bunları tek &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/e-ticaret-nereye.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/e-ticaret-nereye.html" title="E-ticaret Nereye?"></a><p>Dünya gaz ve toz bulutuydu. Sonra soğudu katılaştı, yalçın dağlar, engin denizler, yaban eller oluştu&#8230; Evrim süreci, kavimler göçü, fransız ihtilali derken internetin icadına kadar geldik.<br />
Sonra ne oldu? İlk günlerde HTMLle statik siteler yapılırken sonra &#8220;lan biz bunları tek tek yapacağımıza dinamik yapak ya&#8221; fikriyle CGIler, JSPler, PHPler, ASPler icat eylendi.<br />
<span id="more-1392"></span><br />
Sonra &#8220;böyle böyle boş boş siteler yapacağımıza ürün de satsak ya&#8221; dendi, garajlarda başlayan macera milyar dolarlara erişti. Balon malon patladı amma internetten satış da beraberinde büyük atılım yaptı.</p>
<p>Güzel ülkemizde de hepsiburada, gittigidiyor, sahibinden diye başlayıp bir çırpıda sayılabilen büyüklerin yanı sıra güvenilirlikleri konusunda şüphelerim bulunan bir alay site de bulunmaktadır Hele ki weblebi&#8217;nin batışı unutulur gibi değil.</p>
<p>Neyse küreselleşen güzel dünyamızda artık küçük olmak değil birleşip büyük olmak gerekiyor. Açıkçası bu noktada küçük işletme / markaların e-ticarette başarılı olacağına ihtimal vermiyorum. Büyük sitelerde ürünlerini satmaları daha kolay ve ucuz neden mi?</p>
<p>Nedeni şu: yazılımın her köşesinde olduğu bu e-ticarette de müşterilerin birçoğu kerametin yazılımda olduğunu zannetmeleri, bir de yazılımın &#8220;iki tık tık&#8221;la kolayca yapılıyor olduğunu sanmaları.</p>
<p>Aslında e-ticarette yazılım işin belki de %30 u bile değil. Satıcının sattığı malı ve bulacağı müşteriyi iyi bilmesi ve anlaması gerekiyor. Cep telefonu kamerasıyla çekilmiş fotoğraflar, &#8220;süper ürün, alın leyn&#8221; tanımlamalarıyla mal satılmaz. Hele ki müşteriyi tanımadan mal satmaya çalışmak, e-ticaret siteleriyle kendi dükkanlarıyla karıştırmak affedilemez hatalardır.</p>
<p>Kendi dükkanınızda müşteriyi bir kez çekmeyi başardıktan sonra satma ihtimaliniz yüksektir. Satış elemanınız da işini bilen ağzı laf yapan biriyse indirim / pazarlık derken satışı rahatlıkla sonlandırabilirsiniz. Ancak internet alemi o kadar rahat değildir. Fiyat / özellik / fırsat karşılaştırması çok rahat yapılır. Müşteriye ne sattığınız kadar beraberinde ne sunduğunuz da çok önemlidir. Mesela aynı mal için bir de kargo ödüyorsa neden sitenizden alsın ki?</p>
<p>Tabii bunlara ek olarak normal ortam bir satışta müşteri malı görür inceler, &#8211; giyim kuşamsa &#8211; dener, mala dokunur öyle alır. İade süreçleri daha az ya da kolaydır. Ancak internet ortamında müşteri her an vazgeçebilir ve iade isteyebilir.</p>
<p>Bu noktada e-ticaret yapmak için ürünleriniz satışa hazırlayan bir ekibe (fotoğraflama, açıklama yazarlığı, fiyat / fırsat belirleme, stok takibi, imalatçı / tedarikçi firma ya da şirket içi ekipleriyle ilişkileri sağlama), lojistikçi bir ekibe (siparişleri hazırlama, paketleme, kargolama, belki hediye paketi,kartı vs yapma, ödemelerin takibi, bankalarla ilişkiler) ve müşteri memnuiyeti / hizmetleri ekibine (iadeleri kabul etme, sorunları çözme, müşteri sorularını cevaplama ) ihtiyacınız var. Gördüğünüz gibi dördüncü ekip de yazılım ekibidir.</p>
<p>Oysaki bu işlerin tümünü kendiniz yapmak yerine hipermarketlerde, AVMlerde dükkan açmak misali büyük e-ticaret siteleriyle işbirliği daha akılcı olacaktır. Zaten yakın bir gelecekte sadece büyük firmalar prestij için kendi e-ticaret sitelerini kuracaklardır.</p>
<p>Öte yandan bazı yanılgıları açıklığa kavuşturmak lazım. Genelde karıştırılan bir durum var: hepsiburada ve gittigidiyor&#8217;un modelleri.</p>
<p>Kısace açıklamak gerekirse Hepsiburada&#8217;yı çok büyük bir hipermarket&#8217;e, gittigidiyor, sahibinden sitelerini de büyük bir AVM&#8217;ye benzetebiliriz. Yani biri direk kendi satarken, diğeri sadece ev sahipliği yapmaktadır.</p>
<p>Bu açıdan aslında gittigidiyor modeli çok daha başarılı olabilir. Özellikle küçük firmaların biraraya gelerek oluşturacakları model bakımında.</p>
<p>Neyse çılgınca minik minik e-ticaret siteleri yaratmaktansa yeni sektörel ya da bölgesel gittigidiyorlar yaratmak ya da bunlara katılmak çok daha mantıklı, çok daha ticari geliyor bana&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/e-ticaret-nereye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Flash&#8217;ın ruhuna El Fatiha :)</title>
		<link>http://www.nioya.com/flashin-ruhuna-el-fatiha.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/flashin-ruhuna-el-fatiha.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 20:18:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Programlama]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[flash]]></category>
		<category><![CDATA[GSM]]></category>
		<category><![CDATA[iphone]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=1399</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/flashin-ruhuna-el-fatiha.html" title="Flash&#039;ın ruhuna El Fatiha :)"></a>Flash, flash, flash&#8230; Bir zamanların efsanesi&#8230; Hareketli menülerin, kımıl kımıl görsel galerilerinin, uçanların kaçanların fatihi&#8230; Ama javascript meşhur oldu mertlik bozuldu. O efsanevi kımıltıların sonunu js getiriverdi. Hele ki jquery çıktı, ortalık toz duman oldu. Hızlı hareketlerle çoğu geliştirici flashtan &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/flashin-ruhuna-el-fatiha.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/flashin-ruhuna-el-fatiha.html" title="Flash&#039;ın ruhuna El Fatiha :)"></a><p>Flash, flash, flash&#8230; Bir zamanların efsanesi&#8230; Hareketli menülerin, kımıl kımıl görsel galerilerinin, uçanların kaçanların fatihi&#8230; Ama javascript meşhur oldu mertlik bozuldu. O efsanevi kımıltıların sonunu js getiriverdi. Hele ki jquery çıktı, ortalık toz duman oldu. Hızlı hareketlerle çoğu geliştirici flashtan koşarak kaçtılar, jquerye ya da başka js kütüphanelerine doğru.</p>
<p>Flash&#8217;ın elinde oyunlar ve videolar kaldı. Sonra iPhone geldi meydane, flashı gözden çıkardı. Steve Jobs &#8220;flash bitti&#8221; dediğinde kimse inanmadı, inanmak istemedi.</p>
<p>Amma önce HTML5le gelen / gelecek olan video oynatma özelliği sonra <a title="Flash’ın katili WebGL mi olacak?" href="http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html">webGL</a> (belki Google&#8217;ın Dart&#8217;ı da yardım edecek) Flash&#8217;ı mutlak sona yaklaştırdı.</p>
<p>Hele ki Adobe, mobil için artık geliştirme yapmayacağını duyurmasıyla, artık ölüm fermanını duyurmuş oldur bence. &#8220;Mobilden çekiliyorum&#8221; demek &#8220;artık ben bittim gidiyorum&#8221; demek. Ne diyelim ruhuna El Fatiha!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/flashin-ruhuna-el-fatiha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyalleştirebildiklerimizden misiniz?</title>
		<link>http://www.nioya.com/sosyallestirebildiklerimizden-misiniz.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/sosyallestirebildiklerimizden-misiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2011 23:13:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Asabiyet Yaratan Haller]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal mecra]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=1348</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/sosyallestirebildiklerimizden-misiniz.html" title="Sosyalleştirebildiklerimizden misiniz?"></a>Eski günleri özledim, yaşlanıyorum sanırım. Hani kimsenin kimseden haberi olmadığı, kimsenin kimsenin o an nerede olduğunu bilemediği, randevu verildiği zaman son dakikada değişiklik yapılamadığı için iptal edilmediği, önemli günlerde insanların birbirini aradığı ya da kutlama gittiği, bi kaset aldığımızda sonuna &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/sosyallestirebildiklerimizden-misiniz.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/sosyallestirebildiklerimizden-misiniz.html" title="Sosyalleştirebildiklerimizden misiniz?"></a><p>Eski günleri özledim, yaşlanıyorum sanırım. Hani kimsenin kimseden haberi olmadığı, kimsenin kimsenin o an nerede olduğunu bilemediği, randevu verildiği zaman son dakikada değişiklik yapılamadığı için iptal edilmediği, önemli günlerde insanların birbirini aradığı ya da kutlama gittiği, bi kaset aldığımızda sonuna kadar dinlediğimiz, defalarca dinlediğimiz zamanları.<br />
<span id="more-1348"></span><br />
Çok iyi hatırlıyorum annem bir kaset alıp geldiğinde törensel br havayla kasetçalara takar günlerce can kulağıyla dinlerdik. Çalan şarkıyı ileri sarmaya bile kıyamazdık. Mesela Barış Manço&#8217;nun &#8220;Değmesin Yağlı Boya&#8221; kasetini (o zaman album denmezdi <img src='http://www.nioya.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  ) hala saklarım. Şimdi ise o kasetteki parçaları bilsayarımdaki binlerce parçadan sadece biri. </p>
<p>Eskiden fotoğraflar özene bezene çekilir, evlerin başköşesine konur, biraz fazla var ise süslü püslü kalın kapaklı albumlere konur, bir hazine edasıyla saklanırdı. O fotoğraflara en değerli kişileriniz girer, bakar bakar o gün hatırlanırdı. Şimdi ise bilgisayarımda 15000&#8242;e yakın bilgisayar içinde kayboluyorum ama hiçbirine gereken değeri veremiyorum.</p>
<p>Eskiden insanların birbirinin hatırını sorar, bayramda özel günlerde kart atılırdı. Düğün davetiyeleri elden ya da posta ile gelirdi.  Sonra telefonla kutlamalar başladı, ev telefonundan ev telefonuna. Arkasından mesaj saçmalığı geldi. Destansı mesajlar gelmeye başladı 160 karakterden mütevellit. Şimdi ise doğum günleri, bayramlar sosyal mecralar kulanıyor, düğüne oradan davetiye atılıyor. Neredeyse büyüklerin elleri de oralardan öpülecek.<br />
En bi Twitter çıktı, an be an takip edebiliyoruz herkesi. Özlü sözler, komik videolar, anlık ruh halimizi yayınlıyoruz. Bi de bunlar yer bilgisi geldi Foursquare ile. Şu an şuradayım, buradayım.</p>
<p>Genel resme bakarsak herşey süper, bilgiye erişim hızlı, kim nerede ne yapıyor, ne hissediyor biliyoruz. Ama bu kadar bilgi yığını bi işimize yarıyor mu bilemiyorum. Sanki sosyalleşirken daha çok yanlızlaşıyoruz. İnsanı insan yapan noktalardan birini kaçırıyoruz, yüz yüze iletişim, sesli ve görsel temas. Parlak ekranların üzerinde dönen yazılar bizi ne kadar biz yapar. Umarım insanoğlu bu sosyalleşme adı altındaki yanlızlaşmaya bir çare bulur, yoksa korkarım bu gerçek insanlığın sonu olabilir&#8230; Zira kendi ellerimizle toplum olmayı, gerçek sosyal hayatın sonunu hazırlıyoruz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/sosyallestirebildiklerimizden-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayal etmek de parayla değil ya :)</title>
		<link>http://www.nioya.com/hayal-etmek-de-parayla-degil-ya.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/hayal-etmek-de-parayla-degil-ya.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2011 21:24:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hoşuma Gidenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=1303</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/hayal-etmek-de-parayla-degil-ya.html" title="Hayal etmek de parayla değil ya :)"></a>Hayal etmek hakkaten parayla değil ve insanoğluna verilmiş en değerli hediyelerden biri&#8230; Kapa gözlerine, ister güzel bir sofradasın, ister en sevdiğin kişiyle berabersin. Hele ki bi de yanında umut varsa zindanda olsan ne yazar? Bi de rüyalar var tabii, Allah&#8217;ın &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/hayal-etmek-de-parayla-degil-ya.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/hayal-etmek-de-parayla-degil-ya.html" title="Hayal etmek de parayla değil ya :)"></a><p>Hayal etmek hakkaten parayla değil ve insanoğluna verilmiş en değerli hediyelerden biri&#8230; Kapa gözlerine, ister güzel bir sofradasın, ister en sevdiğin kişiyle berabersin. Hele ki bi de yanında umut varsa zindanda olsan ne yazar?<br />
Bi de rüyalar var tabii, Allah&#8217;ın bize gösterdikleri mi yoksa bizim görmek istediklerimiz mi bilemiyorum. Bazen o, bazen bu bazen de ikisi karışık.<br />
<span id="more-1303"></span><br />
Ben pek tarihçi ya da arkeolog olmak istemişimdir, keşfetmeyi, bilinmeyi bilmek, kayıp olanı bulmak hep hoşuma gider. Bunların için de hayaller de var. Çocukken kendimi büyük bir keşif yapmış ünlü bir arkeolog olarak hayal ederdim ya da herşeyi bilen bir tarihçi olarak. Ama ne yazikki gerçekler farklı, olmadı, olsun yine keyif aldığım bir meslekle hayatımı sürdürdüğüm için mutluyum.</p>
<p>Büyüdüm ama hala hayal kuruyorum:<br />
Mesela bir gün çok zengin oluyorum ya da daha büyük bir sponsor buluyorum. Bol vaktim var ve başlıyorum gezmeye. İlk hedef İngiltere The British Museum, sonra Louvre. Biraz dinlendikten sonra baştan sona Mısır, piramitler ve Kahire Müzesi&#8230; Bitti mi? Bitmedi sonra Latin Amerika&#8217;da Azteklerden kalan ne varsa&#8230; Doyduk mu, doymadık. Sonra bir arabaya atlatıp tüm Türkiye&#8217;de ne varsa hepsi&#8230; Oradan Şam, Bağdat, kutsal topraklar. Eski dünyadan kalan ne varsa&#8230; Sonra da gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarımla bir tarihi bilim-kurgu romanı yazmak. </p>
<p>Aslında askerden önce başlamıştım. Adını <a href="http://www.nioya.com/maresal-bolum-1-kurulus.html" title="Mareşal – Bölüm 1 – Kuruluş">Mareşal</a> koymuştum. &#8220;Sanayi devrimiyle dünya medeniyete kavuştu sayemizde aga&#8221; diyen batıya inat, bin yıllar önce teknolojinin geliştiği bir dünyada iktidar mücadeleleri, bölünen dünyadaki mücadeleler ve bize öğretilen tarihin arkasında yaşananları konu ediyorum. Zengin olup dünyayı gezmek hayalimden daha gerçekçi sanırım bu roman fikri. Bakalım bitirebilecek miyim? Ya da bitirsem bile istediğim gibi olacak mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/hayal-etmek-de-parayla-degil-ya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Flash&#8217;ın katili WebGL mi olacak?</title>
		<link>http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2011 13:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yararlı Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=1212</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html" title="Flash&#039;ın katili WebGL mi olacak?"></a>Web GL nedir? Ansiklopedik bilgi: Web GL internet sayfalarında 3 boyutlu görüntüler üretmeye yarayan yeni arabirimdir. HTML 5 ile birlikte çıkması planlanan bu sistem şu anda moern tarayıcılar tarafından destek verilmekte ve Google Chrome,Firefox gibi sistemlerde kullanılmaktadır. Kısacası JS,HTML ve &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html" title="Flash&#039;ın katili WebGL mi olacak?"></a><p><strong>Web GL nedir?</strong><br />
Ansiklopedik bilgi: Web GL internet sayfalarında 3 boyutlu görüntüler üretmeye yarayan yeni arabirimdir. HTML 5 ile birlikte çıkması planlanan bu sistem şu anda moern tarayıcılar tarafından destek verilmekte ve Google Chrome,Firefox gibi sistemlerde kullanılmaktadır.<br />
Kısacası JS,HTML ve CSS desteği ile yaratılan animasyonların grafik kartıyla desteklenmesi, daha kısası artık oyunların (masaüstünde büyük büyük yer kaplayanların bile) web tabanlı olması ve flashın da arada rahmetli olması <img src='http://www.nioya.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  (Yazık ama <img src='http://www.nioya.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> )</p>
<p>işte örnekler: (Chrome&#8217;da bakılması tavsiye edilir)</p>
<ul>
<li><a href="http://bodybrowser.googlelabs.com">http://bodybrowser.googlelabs.com</a></li>
<li><a href="http://www.chromeexperiments.com/webgl">http://www.chromeexperiments.com/webgl</a></li>
<li><a href="http://www.ro.me/film">http://www.ro.me/film</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/flashin-katili-webgl-mi-olacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman</title>
		<link>http://www.nioya.com/zaman.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/zaman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jul 2011 17:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=1106</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/zaman.html" title="Zaman"></a>Einstein babamızın izafiyet teorisini hiç okumadım, fizikten de pek hoşlanmam. Ancak bugün zamanın aslında sadece bizim algımızdan ibaret olduğunu düşündüm. Öyle ya ünlü Türk düşünürü Teoman&#8217;ın dediği gibi &#8220;zaman bi türlü geçmezken yıllar hayatlar akıp gidiyor&#8221;&#8230; Zamanı bir şekilde ölçüyoruz. &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/zaman.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/zaman.html" title="Zaman"></a><p>Einstein babamızın izafiyet teorisini hiç okumadım, fizikten de pek hoşlanmam. Ancak bugün zamanın aslında sadece bizim algımızdan ibaret olduğunu düşündüm. Öyle ya ünlü Türk düşünürü Teoman&#8217;ın dediği gibi &#8220;zaman bi türlü geçmezken yıllar hayatlar akıp gidiyor&#8221;&#8230;</p>
<p>Zamanı bir şekilde ölçüyoruz. Yıllara, aylara, günlere, saatlere ayırmışız ancak gerçekten ölçebiliyor muyuz? Mesela bir çocuk için bir gün, bir yetişkin için bir ay, bir mahkum için bir yıl diğer insanlarla aynı mı? Boş boş dururken vakit geçmezken bi işle meşgulken ya da bir işi yetiştirmeye çalışırken zamanın su gibi akması aslında zamanın sadece bizim algımızla ilgili olduğunu, gerçek bir ölçüsü olmadığını göstermez mi?</p>
<p>Neyse bu akşamlık bu kadar felsefe yeterli. Zaman nasıl da geçti <img src='http://www.nioya.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/zaman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En son ne zaman internete girdiniz?</title>
		<link>http://www.nioya.com/en-son-ne-zaman-internete-girdiniz.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/en-son-ne-zaman-internete-girdiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 11:46:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/?p=930</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/en-son-ne-zaman-internete-girdiniz.html" title="En son ne zaman internete girdiniz?"></a>İlk kez ne zaman su içtiniz ya da ilk kez güneşli bir havada temiz havanın ciğerlerinizi doldurduğunda mutluluk duydunuz? Peki, ilk kez ne zaman internete girdiniz, hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Lise 1’e giderken dönem ödevim için arkadaşlarımın tavsiyesiyle bir internet &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/en-son-ne-zaman-internete-girdiniz.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/en-son-ne-zaman-internete-girdiniz.html" title="En son ne zaman internete girdiniz?"></a><p>İlk kez ne zaman su içtiniz ya da ilk kez güneşli bir havada temiz havanın ciğerlerinizi doldurduğunda mutluluk duydunuz? Peki, ilk kez ne zaman internete girdiniz, hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Lise 1’e giderken dönem ödevim için arkadaşlarımın tavsiyesiyle bir internet kafeye gitmiştim. Internet Explorer’ın kral olduğu, Windows 2000’in ilah kabul edildiği, 56 Kbps modem ile dandindon sesleri eşliğinde internete girildiği dönemde bilgiye kolay ulaşmanın tadını almıştım o gün. Bir iki hamle ile kolayca bilgiye ulaşmak, oradan oraya koşup “sörf yaparken” daha çok, daha çok, daha çok öğrenmek başımı döndürmüştü.</p>
<p>Yıllar su gibi aktı. Her geçen gün sistemler hızlandı, siteler çeşitlendi, etkileşimler arttı. Artık internette sadece bir izleyici değil, Facebook, Twitter gibi sosyal mecralarla, açtığımız bloglarla aynı zamanda birer aktör olduk. Eskiden sadece bilgiye ulaşırken, şimdi bilgiyi yaratanlar olduk. İnternete girmek gibi bir kavram kalmadı, internete devamlı bağlıyız. Kişisel bilgisayarlarımız, cep telefonlarımız hatta tvlerimizle bu sanal alemde yaşar hale geldik. Bizler bu hızlı değişime ayak uydurmaya çalışırken teknolojinin içine doğan yeni nesiller daha okuma yazma öğrenmeden Facebook hesapları açıp oyun sitelerinde vakit geçirmeye başladılar.</p>
<p>Bilgiye erişmekle başlayan hikâye, bilgiyi yaratma, değiştirme yorum yapma olanağıyla devam etti, bu sayede insanların hayatları, insanlığın tarihi ve gidişatı değişti, yeni teknolojik gelişmelerin önündeki bilgi edinme bariyerinin ortadan kalkmasından toplumsal olayların örgütlenmesine kadar geniş bir perspektifte gelişmeler yaşandı. Yakın bir gelecekte ise artık oturduğumuz yerden birçok hizmet, makinelerin birbiriyle konuşmasıyla daha hızlı ve hatasız olacak. Kullandığımız sistemler ve yazılımlar ucuzlayacak, sadece kullandığımız kadarına para öder hale geleceğiz. Televizyon, radyo kavramları da bugün bildiğimiz biçimden hayli uzaklaşacak. Kişiselleşmek daha ön plana çıkacak, evden çalışmak, bilgi toplumu gibi kavramlar daha popüler hale gelecek. Tabii bunlarla beraber insanın yalnızlaşması artacak, insan ilişkileri daha soğul ve dijital hale gelecek. Belki de şu an internet ortamında insanları buluşturmayı hedefleyen siteler, forumlar insanları normal yaşamda buluşturacak projeler geliştirmeye başlayacak.</p>
<p>Bütün bunlar olurken işin en başında neler olmuştu, ne ara hayatımıza girmişti bu internet hiç düşündünüz mü? Genel olarak özetlemek gerekirse İnternet, daha hızlı iletişim için hataya dayanıklı, sağlam ve özel bir bilgisayar ağı kurmak isteyen ABD hükümeti tarafından 1960 yılında başlayan araştırmalara kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Yani teflon tava dâhil olmak üzere birçok hayat kurtaran icat gibi bu da askeri amaçlarla ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Birçok kişinin araştırmalarıyla doğan İnternet’in babasının 1989 yılında yaptığı çalışmalarından ötürü İngiliz bilimadamı Tim Berners-Lee olduğu kabul edilmektedir. Türkiye’de ise modern anlamda İnternet’e ilk giriş 12 Nisan 1993 tarihinde ODTÜ ve Tübitak’ın ortaklaşa yaptığı proje kapsamında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu yıl da 14. sü düzenlenen İnternet haftasını 11–24 Nisan tarihleri arasında kutlayacağız.</p>
<p>Sınırları kaldıran, insanları yakınlaştıran –bazen de uzaklaştıran- bence matbaadan sonraki insanlığı değiştiren bu en önemli icatın ülkemizde de kullanılmasını kutladığımız bu haftada internet okur yazarlığını arttırmaya yönelik çalışmaların önemi vurgulanmalı, yazılımla kalkınma hem kentimiz hem de ülkemiz için en öncelikle hedef olmalıdır. Gençlerimiz cesaretlendirilmeli, bilgilendirilmeli, ilgileri arttırılmalıdır. Bizim gibi internete sonradan sahip olan nesiller teşvik edilmelidir.</p>
<p>Özgürlüğümüzün anahtarı olan TBMM’nin kuruluş yıldönümüne de denk gelen bu kutlamaların yeni refah ve özgürlük aracı interneti için de coşkulu geçmesini diliyorum. İnternet haftanız kutlu olsun, bilgisiz, bilişimsiz kalmayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/en-son-ne-zaman-internete-girdiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeşil Gece konu özeti</title>
		<link>http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 10:39:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nioya.com/blog/2008/04/17/yesil-gece-konu-ozeti/</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html" title="Yeşil Gece konu özeti"></a>Tema Ali Şahin&#8217;in karakteri doğrultusunda öğretmenlerin yeni fikirlere açık, kendini pekiştiren, tarafsız, insanlara karşı sevecen, anlayışlı. bilime saygılı, vatansever, sabirli, esnek, hoşgörülü, mücadeleci, bir insan olmaları gerektiğini veriyor. Romanda anlatılmak istenen Bizlerin bilmediği o dönemlerdeki Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu hüzünlü, karmaşık &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html" title="Yeşil Gece konu özeti"></a><p><strong>Tema</strong><br />
Ali Şahin&#8217;in karakteri doğrultusunda öğretmenlerin yeni fikirlere açık, kendini pekiştiren, tarafsız, insanlara karşı sevecen, anlayışlı. bilime saygılı, vatansever, sabirli, esnek, hoşgörülü, mücadeleci, bir insan olmaları gerektiğini veriyor.<br />
<strong>Romanda anlatılmak istenen</strong><br />
Bizlerin bilmediği o dönemlerdeki Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu hüzünlü, karmaşık durumu anlatıyor. Bu roman sayesinde o dönemde yaşanan insan ilişkilerini, fikir çatışmalarını, gericiliğe ve gericilere karşı idealist insanların verdiği mücadeleleri, karşılaşılan zorlukları daha iyi anlamamızı sağlıyor. Atatürk Devrimi&#8217;nin o coşkulu havası içinde, çok güçlü sezgi ve gözlemlerle kaleme alınmış bu kitapta toplumun o günkü sorunlarını yürekli bir şekilde tartışabiliyoruz.<br />
<strong>Yazar: Reşat Nuri Güntekin </strong><br />
<strong>Hayatı</strong><br />
25 Kasım 1889 günü İstanbul&#8217;da doğan Reşat Nuri Güntekin, bir asker hekimin oğlu. ilk öğrenimini Selimiye ve canakkale mahalle mektebinde tamamladıktan sonra (1909), Galatasaray Lisesi&#8217;nde ve İzmir Frere&#8217;ler okulunda okumuştur. Daha sonra İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi&#8217;ne (Fakültesine) girmiş ve buradan mezun olmuştur (1912). Bursa Lisesi&#8217;nde, İstanbul&#8217;da Vefa, İstanbul Erkek, camlıca. Kabataş, Galatasaray, Erenköy liselerinde edebiyat öğretmenliği ve müdürlük yapmıştır. Daha sonra Milli Eğitim Müfettişliğine getirilmiştir (1927). Güntekin daha sonra canakkale milletvekili seçilmiş (1939), sonra yeniden Milli Eğitim&#8217;e dönmüş (1943), başmüfettiş olmuştur (1947). Bu görevdeyken UNESCO&#8217;nun Türkiye temsilcisi ve öğrenci müfettişi sıfatıyla aynı yıl Paris&#8217;e gitmiştir. Paris Kültür Ateşeliği yaptı. Daha sonra emekliye ayrılan (1954) Güntekin yurda dönüşünde İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliğine seçilmiştir. Reşat Nuri Güntekin, hastalanması üzerine tedavi için gönderildiği Londra&#8217;da 7 Aralık 1956 tarihinde olmuştur.<br />
<strong>Yazın Yaşamı:</strong><br />
Edebiyat ilgisinin lalasının anlattığı bir masalda duyduğu dizelerle uyandığını, Fatma Aliye Hanım&#8217;in Udi romanı ve Muallim Naci&#8217;nin şiirleri ile ilginin güçlendiğini, Halit Ziya&#8217;nin öykü ve romanlarını okuduktan sonra ise yazar olmaya yöneldiğini söyleyen Güntekin, yazın dünyasına imzasız yayımladığı şiirlerle girmiştir. Reşat Nuri, I. Dünya Savaşı sırasında Le Pensee Turque dergisine yazdığı Türk edebiyatı ile ilgili makaleler ve Zaman gazetesinde yazdığı tiyatro eleştirileriyle dikkati çekmiştir. Güntekin&#8217;in yayımlanan ilk öyküsü &#8220;Eski Ahbab&#8221; Diken dergisinde çıkmıştır (1917). Cemil Nimet takma adıyla yazdığı ilk romanı Harabelerin çiçeği de Zaman gazetesinde tefrika edilmiştir (1918).<br />
Yazarliginin baska bir kanalini olusturan oyunlarinin ilki olan &#8220;Hakiki Kahraman&#8221;i da bu yillarda yazmistir (1919). Bu arada Dersaadet gazetesinde tefrika edilmeye baslanan Gizli El daha ilk sayida sansure ugramis, ancak uc yil sonra kitap halinde cikabilmistir. Guntekin, Ibnurrefik Ahmet Nuri, Munif Fehim ve Mahmut Yesari ile Kelebek adli bir mizah dergisi cikarmis (1924), burada &#8220;Ates Bocegi&#8221;, &#8220;Agustos Bocegi&#8221; gibi takma adlarla mizahi yazilar yayimlamistir. Resat Nuri, Cumhuriyet&#8217;in ideoloji ve devrimlerini savunan Memleket adli bir gunluk gazete de cikarmis, ancak yasatamamistir (1947). Guntekin 1918-1955 yillari arasinda Inci, Edebi Mecmua, Buyuk Mecmua, Nedim, S⩲, Hayat, Gunes, Muhit, Yeni Turk, Ana Yurt, Ayda Bir, Akbaba, Yedigun, Aile, Varlik, Turk Dili, Turk Yurdu, Temasa Mecmuasi, Yeni Mecmua, Darulbedayi Mecmuasi, Turk Tiyatrosu Mecmuasi gibi tum onemli dergilerde yazmistir. Resat Nuri Guntekin oyku, roman, oyun turlerinde yapitlar vermis, tiyatro elestirileri yazmis ve cesitli ceviriler yapmistir. Baslica Eserleri calikusu Resat Nuri Guntekin, en bilinen romani calikusu&#8217;nu once Istanbul Kizi adiyla dort perdelik bir oyun olarak yazdi. Yapiti 1922&#8242;de Vakit Gazetesi&#8217;nde calikusu adiyla roman olarak yayinlaninca buyuk ilgi gordu. Romanin ana temasini Feride&#8217;nin bir ask kirgini olarak Anadolu&#8217;da ogretmenlik yapmayi secmesi, oradaki yoksul insanlara kendini adamasi olusturmaktadir. Resat Nuri, bu romaninda Kurtulus Savasi Anadolu&#8217;sunun insanini ve cevresini gercekci bir bakisla yansitmistir. calikusu, duygusal bir olayi anlatir. Ama bu duygusal olay icinde donemin toplumsal sorunlarinin elestirel olarak ortaya konulmasi, Feride&#8217;nin varliginda ozverili bir kisiligin cizilmesi okurlari etkileyen unsurlarin basinda gelir. calikusu, Turkiye&#8217;de yeni bir donemin baslamasini ozendiren bir romandir. Gizli El Gizli El, Resat Nuri&#8217;nin en onemli romanlarindan biri ve Turk Edebiyati&#8217;nin klasiklerindendir. Ilk olarak 1920&#8242;de Dersaadet Gazetesi&#8217;nde yayimlanmaya basladi. Romanda devlet adamlarina satasildigi gerekcesiyle sansur edildi ve gazetede yayinlanmasi durduruldu. Resat Nuri de yapitinda degisiklikler yapmak zorunda kaldi. Gizli El yayinlandiginda, Resat Nuri yazdigi onsozde degisiklikleri acikladi. O, yonetim mekanizmasini elestirmek istemis ama sansurun baskisi karsisinda romanin ozunu aile ve gecim sikintilari sorunlarina kaydirmak zorunda kalmisti. Diger Eserleri oyku Recm, Genclik ve Guzellik (1919), Rocild Bey (1919), Eski Ahbab (Tarihsiz), Tanri Misafiri (1927), Sonmus Yildizlar (1928), Leyl⠩le Mecnun (1928), Olagan Isler (1930), Roman calikusu (1922), Gizli El (1924), Damga (1924), Dudaktan kalbe (1924), Aksam Gunesi (1926), Bir Kadin Dusmani (1927), Yesil Gece (1928), Acimak (1928), Yaprak Dokumu (1939), Degirmen (1944), Kizilcik Daglari (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin cicegi (1953), Kavak Yelleri (1961), Son Siginak (1961), Kan Davasi (1962), Ates Gecesi(1953) Oyun Hancer (1920), Eski Ruya (1922), umidin Gunesi (1924), Gazeteci Dusmani, Semsiye Hirsizi, Ihtiyar Serseri (1925, uc oyun), Tas Parcasi (1926), Bir Koy Hocasi (1928), Istikl⬠(1933), Hulleci (1933), Yaprak Dokumu (1971), Eski Sarki(1971), Balikesir Muhasebecisi (1971), Tanridagi Ziyafeti (1971) vb. Gezi Anadolu Notlari (1936 iki cilt)<br />
<strong>Ana karakterler</strong><br />
Ali Sahin (Sahin Efendi): Ilk ogrenimini medresede baslayan fakat softalarin dusuncelerini kabul etmeyen bu yuzden kendi icinde catismalara girmis bir genc. Bu catismadan kurtulmak ve vatanin icinde bulundugu durumdan sadece yeni okullarin, ogretmenlerin kurtaracagina inandigi icin ogretmen olmustur. Imani tam, cesaretli , durust, mutevazi ve idealist bir ogretmen. Sevecen, akilli, duygusal bir insan.</p>
<p>Deli Necip: Belediye muhendisi atak ve taskin bir adam oldugu icin kasaba halki tarafindan &#8220;deli&#8221; lakabi verilmistir. Acik sozlu, kimseden korkmayan her dusuncesini soyleyen idealist bir insan Sahin&#8217;in inandigi ve onunla ayni fikirde oldugu dosttu.</p>
<p>Rasim: Emir Dede Ilkokulu&#8217;nun ogretmenlerinden. Necip&#8217; den sonra Sahin&#8217;in ikinci dava arkadasi. Zeki, atesli ve milliyetci bir genc. Balkan Savasi&#8217;na gonullu gitmis ve sag ayagini kaybetmis idealist bir insandir.</p>
<p>Eyup Hoca: Koyu musluman gorunup turlu entrikalarla kendi menfaatine uygun her turlu isi yapan, onune cikanlari acimadan yok eden, dusmanla isbirligi yapacak kadar menfaatci bir insandir.<br />
<strong>Romanin Genis ozeti<br />
1.KISIM </strong></p>
<p>Roman, kahramanimiz Sahin Efendi&#8217;nin Maarif Nezareti Tedrisat-i Iptidaiye Birinci Sube Muduru Basri Bey&#8217;i ziyaretiyle baslar. Bu ziyaret sirasinda Basri Bey once Sahin Efendi&#8217;nin Istanbul&#8217;a atanmak isteyen diger muallimlerden biri oldugunu zannederek cikisir ancak Sahin Efendi&#8217;nin niyeti Istanbul&#8217;a cikan tayinini, Izmir Sariova&#8217;ya tayini cikan bir baska arkadasiyla degistirmek istemektedir.Basri Bey hayretler icinde kalir, bir turlu anlam veremedigi bu istegi kabul eder ve Sahin Efendi&#8217;yi tutuculugu ve softaligiyla bilinen,on iki haneye bir cami,mescit ya da medrese dusen,cocuklarin bile sarik sardigi Sariova&#8217;ya tayin eder.</p>
<p>Sahin Efendi, bir kac gun sonra harcirahini alir ve gorev yerine gitmek uzere esyalarini toplar, yeni aldigi kolali gomlegiyle siyah sayaktan elbisesini giyer, esyalarini seyahat edecegi vapura yukletir, yasadigi,yetistigi yerleri son bir kez gormek uzere dolasmaya cikar. once ilk kez Istanbul&#8217;a ilk ayak bastigi bu yerde on iki yil oncesine, Istanbul&#8217;a ilk ayak bastigi gune doner, memleketini, Istanbul&#8217;a gelirken yasadigi sefaleti, gelis nedenlerini animsar. En son alti yil cile doldurdugu Somuncuoglu Medresesi&#8217;ne gider.Buraya memleketindeki hocalari tarafindan gonderilmis, Sahin Efendi&#8217;yi memleketinden uzak bir akrabasi getirmis,alti yilini gecirdigi medresenin karanlik ve nemli odasina &#8220;Sag ayaginla gir ogul,nur-i hidayete burada kavusacaksin&#8221; diyerek yine bu akrabasi sokmustu. Sahin Efendi geldigi o gunu hatirlarken daha gerilere, cocukluguna gider.</p>
<p>Acik gunes altinda toprakla,camurla oynarken ilmiyeden olan babasi tarafindan birgun tum dunyayi golgesi altina alacagina inandigi yesil ordunun neferi yapilmak istendigi icin basinda yesil sarikla istemeye istemeye daima yadirgayacagi medreseye gonderilmistir. O gunleri dusunurken aklina oradaki hocalari gelir, ozellikle de Haci Fettah Hoca. Ders veremeyecek kadar yasli olan bu hocanin bir ruya gibi gecen derslerinin Sahin Efendi uzerinde etkisi buyuktur. Sahin Efendi, tekrar Istanbul&#8217;a ilk geldigi zamanlara, Somuncuoglu Medresesi gunlerine doner. Istanbul onun icin karmasik, buyuk bir sehirdi ve o sadece derslerini dusunuyor, sadece kendi dersleriyle yetinmiyor ayni zamanda Istanbul&#8217; un diger buyuk muderrislerinin derslerini de takip ediyor bu ozellikleriyle diger sinif arkadaslarindan ayrilmaya basliyordu. Ancak ilk buyuk hayal kirikligini bu arkadaslarindan geldi. Babasinin bahsettigi birgun tum dunyayi golgesi altina alacagina inandigi yesil ordunun neferleri olacak arkadaslari yanliz kendilerine bir zanaat elde etmek icin esnaf ciragi misali koy cocuklariydi. Dunyalari iptidai(ilkel) ve kabaydi. Dunya onlar icin karalar ve denizler, gokte cakili yildizlarin altinda omuzlarinda iki hafiye melegin oturdugu insanlardan ibaretti ki, bu dunyaya hukmeden, kadin yuzunu acti diye tarlalara taslar yagdiran catik kasli bir Tanri, otesinde cehennemi kordan sicak, cenneti dua eden muminlerle dolu Istanbul carsilarindan daha bol carsilari olan genis ferah bir ote dunyaydi. Sahin Efendi arkadaslarinin bu kadar dar goruslu olduguna inanamiyordu ama yine de onlari suclayamazdi. Ancak bir kac ay gectikten, arkadaslarini ve ozellikle yesil ordunun kumandalari olarak gordugu hocalarini,muderrisleri tanidiktan sonra yesil ordu ve neferleri hakkindaki dusunceleri tamamiyle degisti. Kumandanlar da neferler gibi dini menfaatlerine alet etmis, saray casusuydular. Abdulhamit istibdatinin en yogun oldugu gunlerde kimin casus kimin dost oldugu ayrilamiyordu zaten. Bu olaylar sonrasinda Sahin Efendi&#8217;nin dine ve ozellikle de ahiret inancina, ebedi hayata inanci zayiflamis, dalalete dusmustu. Devamli okuyor,arastiriyor, belli etmeden arkadaslarinin bu konudaki dusuncelerin ogrenmeye calisiyordu. Ancak basvurdugu her kitap, danistigi herkes ona sirtini donmus, onu inandiracak doyurucu bir aciklama yapmadigi gibi, kafirlikle itham edilmeye baslanmisti. En sonunda Sahin Efendi itikadini ve inancini tamamen kaybetmisti. Artik medresede kalmak ona aci veriyor, kitaplar kurtlanmis kagit parcalarina, dersler agir bir yuk geliyordu ona. Bu sirada yeni acilan Darulmuallimin&#8217;e girmeye karar verir ve sinavlarina girer, kazanir&#8230; Sahin Efendi&#8217;nin yeni dini, inanci iptidai ogretmenligi, ilim ve fen olmustu. Nasilki Istanbul&#8217; a ilk geldiginde tek hedefi bir gun yesil ordunun sancagini dalgalandirmaksa simdiki tek hedefi de ilim ordusuna neferler yetistirmek olmustu. Bu anilari arkada birakarak Sariova&#8217;ya gelir. Maarif mudurlugune gider ve orada ileride basina buyuk isler acacak olan Eyup Hoca&#8217;yla tanisir, belediyenin ziyafetine davet edilir.Emin Dede Basmuallimi icin bu ziyafet bulunmaz bir firsat olur, kasabanin once gelen isimlerini, okulunun hocalarini, idadinin(lisenin) muduru ve hocalariyla tanisir, kendisine muttefik olabilecek isimleri secmesinde etkili olur. Artik herkesi tanir, Sariova&#8217;da kendine bir yer edinir Sahin Efendi. Harekete gecme zamani gelmisti. Mektebin hocalarindan Rasim Efendi onun icin bulunmaz bir muttefiktir ve onu kazanir. Bu siralarda kasabanin onde gelenlerinden birini oglu ile bir medreseli arasinda hadise cikmis, delikanli kamisla sariga vurmustu. Bu kasabanin softalarinin isyan edip sokaga dokulmesine ve guc gosterisi yapmalarina neden olmus, ancak jandarmanin mudahalesiyle sakinlesmisti ancak bu olay Sahin Efendi&#8217;nin isini zor olacagini gostermisti. Sahin Efendi icin en onemli sorun okul binasiydi. Bakimsizliktan dokulen binayi terketmek gerekiyordu ancak yeni bina yapmaya kimse yanasmiyordu. Yanassalar da secilen hic plan begenilmiyor devamli itirazlar geliyordu. Tam bu sirada belediyenin &#8220;deli&#8221; lakapli genc muhendisi Necip, Sahin Efendi ve Rasim Efendi ikilisine yardim eder, onlara herkesce kabul edilecebilecek ancak hileli bir plan hazirlar. Boylece hem istedikleri gibi bir bina elde edecekler hem de softalara kabul ettirebileceklerdi. Bu arada Necip Sahin Efendi nin ismini geri kalmis insanlara yakisacagini dusundugu icin kendisine Dogan Bey diyordu. Bir hafta sonra Necip&#8217;in plani belediye meclisi tarafindan onaylanmisti ancak yeni bir engel daha cikmisti. Binanin yapilacagi arsanin kosesinde kucuk bir medrese bulunmaktadir ve bu medresenin ogrencisi olan softalar, medreseyi terketmemekte direnirler, bu direnise halk da katilip ak sakalli dede hikayesi eklenince medreseyi yikmak imkansiz hale gelir. Tam bu sirada Necip&#8217;in aklina gelen cinlikle, yol yapim calismalarinda kazara bina yikilir, okulun yapilmasi icin hicbir engel kalmaz. Medrese oyunuyla Sahin Efendi&#8217;yi durduramayacagini anlayan Eyup Hoca, onu insanlarin hirslariyla vurmayi planlar. once ona makam, sonra kadin en son da mal mulk teklif ederBunlar Sihapizade Medresesi&#8217;nin muderrisligi, evlilik ve ucuz yollu bag bahcedir. Ancak gencligi softalar arasida gecen Sahin Efendi hicbirine inanip kanmayarak yakasini kurtarir. Bu olaylarin akabinde &#8220;Sariova&#8221; gazetesinde Muderris Zuhtu Efendi tarafindan yayinlanan &#8220;Sariga hurmet vecibesi&#8221; adli yaziya cevaben Muallimler Cemiyeti&#8217;nde Sahin Efendi sariga saygi gosterilmesinin geregini onaylar ve 7-8 yasindaki ogrencilerin sarik sarmamasi gerektigini vurgular, sarigin basarili talebelere odul olarak verilmesi onerir. Boylece cocuklarin basindan sariklarin atilmasinin yolunu acar, bir-iki aya kalmadan tum ogrenciler sariklarini attirir. Sahin Efendi&#8217;nin Sariova&#8217;ya gelmesinin uzerinden 5-6 ay gecer. Bu sure zarfinda perde arkasinda kalip kendine saglam bir yer edinir kasabada. Ancak meydana gelen bir olay onu meydana cikmaya zorlar. Hafiz yetismesi icin Hafiz Rahim Efendi&#8217;nin yanina verilen mahalle imaminin buyuk oglu Remzi&#8217;nin Rahim&#8217;in sert tavirlari ve agir hifz calismalari sonucunda hafiz cemiyetinde daha hifzina baslamadan olmesi, cenaze toreninde annesini insanin icin daglayan feryadi ve kasaba cemiyetini suclayisi, bir de bunun uzerine imamin kucuk oglunu Bedir&#8217;i de Hafiz Rahim Efendi&#8217;nin yanina vermek istemesi bardagi tasirir. Sahin Efendi, imami cocugun annesinin yardimiyla ikna ederek cocugun okula devam etmesini saglar. Bunun uzerine Eyup Hoca siddetli bir harekete girisir. once ogrenci velilerinden bir grup okula gelerek &#8220;hifza baslayacak cocuk Allah yolundan dondurulemez&#8221; denilerek neredeyse Sahin Efendi&#8217;nin uzerine yururler. Mesele Maarif Mudurlugu&#8217;ne kadar gider, hakkinda sorusturma acilir. Is bununla da kalmaz, veliler birbir cocuklarini okuldan almaya, medrese ogrencileri ise okulun ogrencilerine saldirmaya baslarlar. Nihayet Bedri&#8217;nin hastalik komedisi baslar. Necip,Rasim ve Sahin Efendi cocuk icin bir doktor raporu alip onun hifz icin yeterli olmadigini kanitlamaya calimaya karar verirler ancak basta belediyenin doktoru olmak uzere gittikleri hicbir doktor bu yonde rapor vermez. Bedri ne okula devam edebilir ne de hifza baslayabilir. Bu olay sessiz sedasiz kapanirken Sahin Efendi ile Eyup Hoca partisi arasinda kisa surecek bir ateskes ilan edilmis olur. Bir gun okula peceli, genc bir kadin gelir. cocugunu kaydettirmek istedigini fakat hasta oldugu icin getirmedigini soyler. Lakin acayip bir durum soz konusudur kadin haftada en asagi iki kez geldigi halde cocugu getirmemekte garip bahanelerle gecistirir, Sahin Efendi&#8217;ye cok samimi davranir. Bu durumdan rahatsiz olan basmuallim sonunda kadini kibarca kovar. Firtinali bir gece, okulda yanliz kalan Sahin Efendi&#8217;nin kapisi calinir. Kapida su diye dilenen bir kadindir ve bayilir. Basmuallim onu yukari tasir ve yardim istemek icin disari firladiginda, okulun hocalarindan Afif Hoca&#8217;yla karsilasir. Durumu anlatir, yardim ister. Afif Hoca&#8217;da ona bunun bir tuzak oldugunu anlatir, boylece Sahin Efendi&#8217;yi buyuk bir iftiradan kurtarir. Butun bu olanlardan sonra tuyler urperten bir olay olur. Halk, gece uykusundan kasabanin her tarafindan gorulen yuksek bir tepenin uzerinde bulunan &#8220;Kelami Baba&#8221; turbesinin yanmakta oldugu haberiyle uyanir. Kerameti kendinden menkul bir yatir olan Kelami Baba turbesi tamamen yanar ve hemen fail aranmaya baslar. Sonunda munzevi ve bedbin tavirlari ve alkolikligiyle taninan Sariova Idadisinin Fransizca ve hesap muallimi Mehmet Nihat Efendi suclu damgasi yer, hemen cesitli yalanci sahitlerle iddia kanitlanmaya calisilir. Nihat Efendi yakalanir, yakalandigi gun halk linc etmeye kalkar, olmadik hakaretler, agza alinmadik kufurlerle satasirlar, yerlerde suruklerler, yuzune tukururler. Herkes Nihat Efendi&#8217;nin kundakci olduguna kesin gozuyle bakar. Artik Nihat Efendi vebali gibidir, karisi ve cocugu bile aleyhinde sahitlik yapar, hicbir avukat onu savunmayi kabul etmez. Sahin Efendi ise bu sirada kendisini ve arkadaslarini tehlikeye atacak bir hamle yaparak Nihat Efendi&#8217;yi ziyarete gider, derdini dinler, sigara ve yiyecek goturur. Sahin Efendi ve arkadaslari idadi hocasini kurtarmak icin kasabaya yeni gelen en az Necip kadar cesur, genc Avukat Ihsan&#8217;la anlasirlar. Fakat bu hareketlerinden sonra Sahin Efendi ve arkadaslari da itham altinda kalmaya, haklarinda dedikodular cikmaya baslar. Mahkemeler baslar, hararetli tartismalar, yalanci sahitler, bir anda ifade degistirenler ve iftiralarla gecen durusmalardan sonra umutlar yavas yavas sonmeye baslar. Lakin hersey bitmemistir. Muteffikleri polis muduru Kazim Efendi&#8217;nin carsida yakaladigi bir hirsizin uzerinden cok ilginc bir sey cikar: Kelami Baba turbesinin samdani! Hirsiz konusturulunca olay anlasilir. Turbedarin oglu turbedeki degerli esyalari toplayim Antikaci Alber Efendi&#8217;ye satar, olay anlasilmasin diye de turbeyi yakar. Kundakci bulunduktan sonra Nihat Efendi serbest birakilir, karisini bosar ve Sariova&#8217;dan ayrilir.</p>
<p><strong>2.KISIM </strong></p>
<p>Bir mayis sabahi kasaba top sesleriyle uyanan Sariova, Yunan isgalinin yaklastigini anlar. Izmir&#8217;in isgali her ne kadar ahaliyi tedirgin etse de Yunanlilarin bu kadar hizli ilerlemesini beklemezler. O gun kasabaya tam bir karmasa hakimdir. Herkes toplanip kacma telasindadir. Mutasarrif Mufit Bey ve belediye reisi devamli telgraf basinda haber beklemektedir. Kacabilecek herkes yukte hafif pahada agir esyalariyla yollara duserler. Artik Sariova&#8217;da isinin kalmadigini dusunen Sahin Efendi&#8217; de bir kac parca esyasiyla yollara duser, yolda vatan soz konusu oldugunda mangalda kul birakmayan kasabanin ileri gelenlerinin nasil da kactiklarina sahit olur. Bu arada yasli ve kacamayacak olan yatalaklar geride birakilmistir. Bu geride birakilanlardan biri olan ninesine bakmak icin ailesini yanindan kacan kucuk bir cocuk Emin Dede basmuallimini cok etkiler, onu kasabaya geri donmeye zorlar. Yunan ordusu kasaba sinirina dayanir, ancak girmek icin sabahi bekler. Bu sirada polisler, mudurleri Kazim Efendi, Sahin Efendi&#8217;nin yakin dostu Rasim Efendi isgalcilerle catismaya girerler ve sehit olurlar. Tam bu sirada yayilan bir soylentiyle musluman halk hiristiyan halka saldirmaya baslamis, mal ve mulkunu talana girisir. Sahin Efendi bunun Sariova&#8217;yi felakete surukleyecegini iyi bildigi icin sokaga cikar, yuksekce bir yerden halka seslenir, galeyana gelen halki sakinlestirir, gayri muslim vatandaslardan musluman cemaati adina ozur diler. Ertesi gun kasaba resmen isgal altina alinir, sokaklar derin bir sessizlik icerisindedir. Sahin Efendi, bir gece onceki basarisindan dolayi isgalci komutan tarafindan halki sukunet altindan tutmak icin Buyuk Cami&#8217;de vaaz vermekle gorevlendirilir. Bu aslinda onun icin iyi bir mevkiydi, boylece kasabada daha rahat hareket eder olacaktir. Butun bunlar olurken Deli Necip evine kapanmis, gelecekteki Sariova&#8217;yi tasarliyor, kendince isgalcilerden uzak duruyor, deli yaninin ortaya cikip askerlere saldirmamak icin kendini zaptediyordur. Dini kendi mali gibi kullanan Eyup Hoca ve partisi de sabah namazindan sonra Yunanli komutana giderek baglilik bildirir, boylece yeniden kasabada ipleri eline alir. Sahin Efendi, elindeki vaizlik kagidiyla ilk gece catismasinda olen ancak polis oldugu icin Yunanlilarin baskisi yuzunden perisan olan polis muduru Kazim Efendi&#8217;nin evi ve ailesine yardim eder, isgalcilerle iyi gecinerek uc-bes aile babasini hapisten kurtarir. Evinden hic cikmayan Necip,bir gun kahvede otururken iki tane Yunan jandarma, silah aramak bahanesiyle kahvedeki yaslilarin uzerine aramaya kalkinca deliye doner, saldirir, ancak hunharca oldururlur. Bu olay Sahin Efendi&#8217;yi derinden etkiler, gunlerce yemez icmez. Hayattaki son sevdigi insan da olmustur. Artik Sahin Efendi icin tek amac, kasabada eli silah tutan gencleri, sahte vaizlik belgesiyle ic kesimlere gondererek Kuva-i Milliye milislerine katilmalarini saglamaktir. Sonuc: Savas bitmis, vatan isgalden kurtulmustur. Sahin Efendi, yaptiklari ortaya ciktiktan sonra kursuna dizilmesinden cekinildiginden dolayi Yunan adalarindan birine surgun edilir. Burada lokanta ciragi olarak calisir, agir hastalanir, aylarca hastanede yatar, bu sebeplerle hemen vatanina donemez. Dondugunde cumhuriyet ilan edilmis, hilafet kaldirilmis, tekkeler, medreseler kapanmis, Sariova&#8217;da kandilleriyle beraber hukum suren Yesil Gece muebbeden sonmustur. Sariova&#8217;da derenin ustundeki eski tahta kopru yikilmis, onun yerine beton kopru yapiliyordur. Sariova&#8217;da bulunan bir cok yer dusman tarafindan yikilmisti. Bunlarin yerine beyaz tas binalar yapilmistir. Sahin Efendi, eski okulu Emin Dede&#8217;ye gider, basmuallimle karsilasir. Lakin karsilasacagi biri daha vardir: cumhuriyetle beraber iktidarinin bittini sandigi Eyup Hoca! Emin Dede basmuallimi, Sahin Efendi&#8217;yi vatan hainligi ile suclayip kovar. Eski basmuallim kasabadan ayrilirken vatanini satan, isgal oncesinde koyu bir taassupla kasabaya hukmeden isgal sirasindan isgalci orduyla isbirligi yapanlarin ya da asabadan kacanlarin, simdi yine onemli mevkilerle kasabaya hukmettigini, o yillarca surgunde vatan hasreti ve cesitli izdiraplarla yasarken nasil vatan haini damgasi yiyip dislandigini gorur, sessizce derdini anlatabilmek icin Ankara&#8217;ya dogru ilk geldigi gibi sessiz sedasiz yola cikar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/yesil-gece-konu-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca!&#8230;</title>
		<link>http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html</link>
		<comments>http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jun 2007 13:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Önder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[eshot]]></category>
		<category><![CDATA[İYTE]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs mücadelemiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wordpress/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html" title="Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca!..."></a>Bir yer düşününüz&#8230; Arkasını dağlara yaslamış, yüzünü Ege&#8217;nin mavisine dönmüş bir üniversite&#8230; Bir üniversite düşününüz&#8230; İçinde bu ülkenin kaynakları seferber edilerek yetiştirilmiş, yurtdışında okutulmuş en parlak akademisyenleri, bu ülkenin en büyük sınavında ilk 1000’lere, 5000’lere girerek gelen öğrencileri olan&#8230; Mimarlar, &#8230;<p class="read-more"><a href="http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html">Sonraki Sayfa &#187;</a></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html" title="Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca!..."></a><p>Bir yer düşününüz&#8230; Arkasını dağlara yaslamış, yüzünü Ege&#8217;nin mavisine dönmüş bir üniversite&#8230;<o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir üniversite düşününüz&#8230; İçinde bu ülkenin kaynakları seferber edilerek yetiştirilmiş, yurtdışında okutulmuş en parlak akademisyenleri, bu ülkenin en büyük sınavında ilk 1000’lere, 5000’lere girerek gelen öğrencileri olan&#8230; Mimarlar, mühendisler, bilim adamları kısacası ülkenizin geleceğini yetiştirmeyi istediğiniz, geleceği emanet edeceklerinizin üniversitesini düşününüz, teknoloji geliştirmeyi planladığınız, TeknoPark kurmayı hayal ettiğiniz&#8230; Ülkenin iki yüksek teknoloji enstitüsünden birini&#8230; İzmir’in EXPO 2015’e ev sahipliği yapması durumunda Türkiye’nin vitrini olacak yeri&#8230;<o:p><br />
</o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bahsettiğim ve sizden hayal etmenizi rica ettiğim yer, okulum İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Amerika’daki ve Avrupa’daki benzerleri gibi olması, bilim adamı yetiştirip teknoloji üretmesi için kurulan ülkemizin iki teknoloji enstitüsünün büyüğü, 1992 yılında Çankaya ve Basmane’deki iki binada kurulan İzmir’deki üç devlet üniversitesinde biridir. İdealist, bu topraktan aldığını bu toprağa vermeye çalışan aydınlık ve çalışkan insanların binbir özveri, emek ve alınteriyle sıfırdan kurduğu, “olmaz, imkansız” denilenin başarıldığı okulumuzun yerleşkesi, Karaburun – Çeşme kavşağında, Ege’nin serin suları boyunca, en yakın ilçe Urla’ya 15, turizm kalemiz Çeşme’ye sadece 35 kilometre uzaklıkta, sahipsiz, kimsesiz uzanmaktadır. Sadece bilmek zorunda olanların bildiği, bilmesi gerekenlerin de görmezden geldiği bir yerde kurulmuştur yerleşkemiz.<o:p><br />
</o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Geleceğin ODTÜ’sü” diye tanımlanan okulumuzda –basınımız ilgilenmese, kimse bilmese de- bu yıl akademik yayın/akademik personel oranında üçüncülüğe çıkmıştır. Şu an Mimarlık, Şehir ve Bölge Planlama, Kimya/Makine/Bilgisayar/Elektronik ve Haberleşme Mühendislikleri, Fizik, Kimya, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri olmak üzere dokuz lisans ve bunlara ek olarak otuzaltı yüksek lisans bölümü bulunmaktadır. Tüm akademik personeli en az bir yıl yurtdışındaki denk üniversitelerde ders vermiş, alanında yetkin kişilerden oluşmaktadır. 2025’de bitmesi hedeflenen TeknoPark, Türkiye’nin Silikon Vadisi olmaya adaydır. Mezunlarımın tamamı iş bulmuş, yavaş yavaş piyasada okulumuzun başarısını kanıtlamaya başlamışlardır. Okulumuz ülkemizin eğitim dili %100 İngilizce olan sayılı üniversiteleri arasındadır.<span>  </span>Yerleşke içinde Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından 7 Kasım 2005 tarihinde sessiz, sakin hizmete giren iki kişilik odalarıyla onaltışar kişilik villalar halinde inşa edilmiş Türkiye’de başka örneği bulunmayan yurtlarımızda altıyüzü aşkın kişi barınabilmektedir.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Gelgelelim gidemediğiniz yer sizin değildir! Bizlerin, İYTE öğrencilerinin en büyük problemi, belki bu kadar övdükten sonra gülünç gelecek ama ulaşım. Evet, ULAŞIM!&#8230; Neden diyeceksiniz. Sizlere şöyle özetleyeyim: İzmir’den (Üçkuyular Otobüs Terminali’nden) ilk dolmuş saat: 07.45- 08.00 sularında, sonuncusunun ise 16.00’da kalkar. Yerleşkeden ise ayrılmak isterseniz en erken 09.30, en geç de 17.15 bir dolmuş bulmanız -boş olup sizi alırsa- gerekmektedir. Aksi takdirde ya yerleşkeye gelemezseniz –ki okuldaki yurtta kalıyorsanız gelmeniz gerekiyordur- ya da okuldan ayrılamazsanız! Haftasonu ise kendinizi dolmuşçuların kendi içinlerindeki çekişmelerinin girdabında bulur, dolmuşu doldurup arabayı kaldırma planları yapar, bir anda deynekçi gibi hissetmeye başlarsınız.</p>
<p class="MsoNormal">Tabii diyeceksiniz ki “Neden anlattın bütün bunları be kardeşim, okulunu istersek araştırırız, zaten dolmuş da her yerde aynı!” Bunları bu ülkenin, bu şehrin geleceği için çalıştıklarını belirten, bu okulu Türkiye’nin vitrini yapacaklarını, 2015’e kadar metro(!) bile getireceklerini söyleyenlerden hakkımızı, “belediye otobüsünü” talep etmek için yazdım, herkes duysun bilsin istediğim için yazdım. Temsil etmeye çalıştığım 2000’in üzerindeki insanın sesi duyulsun diye yazdım. Ancak biliyorum ki yine sessizlikle ifade edilen, duyurulmayan aynı bahaneler öne sürülecektir: İYTE’nin şehre uzaklığından kaynaklanan ekonomik yön, yolcu azlığı, otobüs kıtlığı vesaire vesaire&#8230;</p>
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Günde karşılıklı koyacağınız on-oniki sefer belki belediyemize parasal bir yük getirecektir. Ancak filizlenme çağındaki İYTEli aydınlık beyinlere yapılacak bu yatırım gelecekte belki de beyin göçünü tersine çevirecektir. Üreten, yaratan kendi kendine yeten bir şehir, bir Türkiye yaratma hevesi olan beyinlerin bu sesine lütfen ama lütfen kulak veriniz. Yoksa “Müsait bir yerde inecek var Aziz Amca&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nioya.com/musait-bir-yerde-inecek-var-aziz-amca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

