Şirinler

Geçtiğin günlerde, şirin bir salonda şirinleri izledik. Çok şirinledik. Sinemadan çıkarken de çok şirinserdik :)

Filmi izleyince bir yandan çocukluğa döndüm, bir yandan da çok güzel bir film izlemenin keyfini sürdük. Çok başarılıydı, sadece çocuklara değil, her yaştan izleyicinin keyif alarak izleyebileceği bir film olmuş.
Sonraki Sayfa »

Kaybedenler Kulübü

Bu ne lan? Böyle film neden yaptınız, ne anlamı var? Accık Issız Adamı andıran bu saçman suçman film, resmen bir vakit kaybı. Hiç hedefi olmayan hayatı öylece harcayana iki adamın hikayesi. Aslında çok erkeğin hayalindeki bir yaşam tarzını anlatıyor ama sağlam oyuncu kadrosunu böyle bi filmde heba etmek kimin vicdanına sığdı bilmiyorum. Benim en çok merak ettiğim hakkaten böyle bir radyo programı var mıydı, vardıysa da RTÜK neden kapatmadığı?

Neyse kayıp bi film vakti harcadık, ben ona yanarım…

Gülme Efekti Saçmalatması

Komedi dizilerinde, kimi komedi dizilerinde, radyo programlarında hep duyarız, konuşan kişi bir espri yapar ve arkadaş bir topluluğun gülme sesi yayına verilir. Yani “burada komik bişi oldu, gülün lan” ya da “siz aptalsınız, anlamadınız ama burada gülmeniz lazım” efekti!

Zaten hayatta bize dayatılan bi dünya şey varken bir de “iki dakka” eğlenip coşalım gülelim diye izlediğimiz, dinlediğimiz programların da bize onların istediği zaman gülmeye zorlaması ne kadar sinir bozucu değil mi? Sen yap esprini bırak ben istediğim zaman istediğim kadar güleyim. Sen esprini ister anlarım, katıla katıla gülerim, istersem anlamam gülmem. Tabii bi de olayın şu yönü var, gülme efekti gelince bazen insan bi düşünüyor  “komik ne vardı, ben mi çok salağım, niye anlamadım” diye. Yani paranoya da cabası :(

Ya Sonra?

Konuşan kişiye bazen merakla bazen de dinliyormuş havası vermek için sorulan küçük bir soru: Ya Sonra?

Ya da güzel şeyler, kötü şeyler olduktan sonra insanın beklenti sorusu, bir falcıdan daha çok bilgi almak isteyen gözlerle sorulan merak cümlesi. Ya da hiçbir zaman cevap alamayacağını bildiğin halde umutsuzlukla sarfedilen ve sadece sessizliği bozan iki küçük cümle.
Sonraki Sayfa »

Zaman

Einstein babamızın izafiyet teorisini hiç okumadım, fizikten de pek hoşlanmam. Ancak bugün zamanın aslında sadece bizim algımızdan ibaret olduğunu düşündüm. Öyle ya ünlü Türk düşünürü Teoman’ın dediği gibi “zaman bi türlü geçmezken yıllar hayatlar akıp gidiyor”…

Zamanı bir şekilde ölçüyoruz. Yıllara, aylara, günlere, saatlere ayırmışız ancak gerçekten ölçebiliyor muyuz? Mesela bir çocuk için bir gün, bir yetişkin için bir ay, bir mahkum için bir yıl diğer insanlarla aynı mı? Boş boş dururken vakit geçmezken bi işle meşgulken ya da bir işi yetiştirmeye çalışırken zamanın su gibi akması aslında zamanın sadece bizim algımızla ilgili olduğunu, gerçek bir ölçüsü olmadığını göstermez mi?

Neyse bu akşamlık bu kadar felsefe yeterli. Zaman nasıl da geçti :D

New York’ta Beş Minare

Mahsun abimizin son filmi. Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm referansının yanısıra güçlü oyuncu kadrosu ve bol reklamın desteğiyle oturduk başına. Güzel yapmış abimiz, başındaki çatışma sahneleri vs. başarılı.  Mustafa Sandal’ın onun ötesinde Haluk Bilginer’in oyunculuğu çok iyi. Genel olarak konu örgüsü güzel, sonunu tahmin edilemeyen filmlerden, her an sürprizlerle dolu.

Bunlar güzel ama nedense cevap bulunamayan bir çok soru ile dolu. Bu sorular öyle seyirciye bırakalım o karar versin tarzı da değil. Bildiğin bu neden lan böyle diyebileceğimiz türden. En basiti filmin sonunda -filmin sonunu da söylemiş oldum ama neyse :) – deccal diye türkiyeye getirdikleri adamın sütten çıkmış ak kaşık olduğu ortaya çıkıyor. E paşam madem bu adam tertemiz nasıl silahlı adamlar hapisten kaçırabiliyor bu adamı vs vs.

Ha bi de her film de yaptığı gibi Mahsun abimizi bizi yöresine götürüyor, filmi yine orada bağlıyor. Neyse fena film değil, acımasız olmamak lazım, ne amerikan filmleri var bu filmin eline su dökemez. Mahsun abimizin yeni filmlerini bekliyoruz.

 

Vavien

Uzun zaman oldu izleyeli ancak hala tadı damağımda bir film. Hem komedi, biraz biraz korku, çoğunlukla psikolojik takılan film de oyuncular hakkaten filmin de rollerinin de hakkını veriyor.  Seyrederken çok şey gelmişti aslında aklıma ancak şu an tam hatırlamıyor, filmi tavsiye ederken sözlerimi burada noktalıyorum :D

Ege Life Dergisi – Haziran 2011 (Yayınlanmadı)

Google “Like”

İnternet devi bir yandan tarayıcı, işletim sistemi pazarında Microsoft’u zorlarken bir yandan da Twitter ve FAcebook gibi sosyal mecra devleriyle baş etmeye çalışıyor. Bu kapsamda Facebook’un çok popüler olan “Like” uygulamasının bir benzeri olan “+1″ uygulamasını duyurdu. Şimdilik sadece yalnızca Google.com adresinden yapılan İngilizce aramalar için geçerli olan hizmet yakında tüm sitelerin hizmetine açılacak, her yerde +1 düğmelerini göreceğiz. Konuyla ilgili olarak Google’ın resmi blogunda dendiği üzere “tek tıklamayla bir yağmurluğu, haberi veya bilim kurgu filmini arkadaşlarınıza ve dünyanın geri kalanındaki kişilerinize önerebileceksiniz”.

Sonraki Sayfa »

Mareşal – Bölüm 1 – Kuruluş

Fasıl 1 – Kurucu
Ksenon önce tepede yükselen güneşe göz ucuyla baktı sonra önündeki planlara. Firavun Keops’un 2 yıl önce istediği mısırın en büyük piramitinin planları işte önündeydi. Hayatını gözden geçirdi biran. Aztek krallarına, ortaasya’daki Türk beylerine hizmet etmişti. Şimdi doğduğu topraklara dönmüş, keopsun hizmetine girmişti. Beyaz piramit kadar olmasa da devasa bir piramit inşaa edecekti onun için. Aslında dileği kariyerindeki en muazzam binayı inşaa etmekti ama mısır onun doğduğu yıllardaki kadar güçlü değildi. Mali yapı zayıflamış, uzak galaksilerle yıllarca süren savaşlar halkı canından bezdirmişti. Neyse ki barış ortamı gelmişti. Zaten bu, onun mısıra geri dönmesini sağlamıştı. Önündeki planlara gömüldü tekrar. Tabii mısırın son piramitini yaptığından haberi yoktu…

Sonraki Sayfa »

Ege Life Dergisi – Mayıs 2011

Bulut, bulut dedikleri

Yazılarımızda sıkça bahsettiğimiz günümüzün yükselen, yıldızı parlayan teknolojisi “Bulut Bilişim / Cloud Computing“i kısaca anlatmak istiyorum. En basit tanımıyla bulut bilişim, gelişen bağlantı hızları sayesinde uzaktaki güçlü sunucu kaynaklarını kullanarak işleri yürütmektir. Aslında halihazırda kullandığımız bir durum. Eskiden şarkı / film indirir, depolar, izler ya da dinlerdik. Şimdi ise istediğimiz müziğe ya da filme anında erişip keyifli dakikalar geçirebiliyoruz. Ya da eskiden masaüstünde hazırladığımız bir Word belgesini Google Docs ya da Office 365 le hazırlayıp paylaşıp saklayabiliyoruz. Dosyalarımıza da Dropbox gibi uygulamalarla çevrimiçi olarak ulaşabiliyoruz. Bu teknolojiye bulut denilmesinin gerçek nedeni bu hizmeti veren firmaların dünya üzerinde birçok sunucusunun bulunup kullanıcıların bunu farketmeyip sanki tek kaynaktan hizmet alıyor gibi olmaları. Yani bir bulut gibi dışını görüyorsunuz ancak içindeki yağmur damlalarının nasıl oluştuğunu göremiyor, buluttan çıktıkların da ise yararlanmaya başlıyorsunuz.
Microsoft, IBM, Dell gibi firmalar kendi bulut sunucu yatırımlarını yapıyor ve yapmaya devam edecekler. TTNet de kendi bulutunu kurdu. Yakın bir gelecekte –ki Google bu yönde bir işletim sistemini ve tabletini çıkarmak üzere- çok ucuza alacağımız çok hafif ve ince tabletlerimizden belgelerimizden programlarımıza herşeye çevrimiçi ulaşacağız ve sadece programların kullanacağımız özelliklerine, kullanmak istediğimiz süre kadar cüzi ücretler ödeyeceğiz. Kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?
Sonraki Sayfa »

İlk Flash Oyun Denemem

Efenim Flash’tan hiç hazetmem, daha doğrusu kolay düzenlenemeyen herşeyden hazetmem neyse. Google da sevmez bilirim :)

Sevmem sevmem derken “ulen” dedim kendi kendime “bi dalam bakam, bi oyun yazami eğlenem, coşam gülem”. Neyse lafı uzatmayayım, linki veriyorum, kodlar az çakma, artık idare edin :)

İşte şahane oyunum :) -> http://www.nioya.com/dosyalar/flash-oyun-denemesi/

Thor!

Thor, düşmanın kafasına kor :) diye saçma bir slogan türettiğim bu fantastik, romantik, pisikopatik film, Asgard denilen Thor, gudubet kardeşi Loki, çok gıral babaları, Odin ve onlar gibi başka gıral yaratıkların yaşadığı gezegende geçiyor. Bi kısmı da ölümlülerin yaşadığı dünyamızda geçiyor.Aslında gezegen demeye dilim varmıyor, her yer altın kaplı gezegen mi olur? Neyse bu altın kaplı şukela mekanda günlerini geçiren odin tam oğlunu yeni gıral ilan edecekken karaktersiz Buz Devleri mekanı basmasın mı? Bassın :D Meğer ki bu buz devlerinin kuyruk acıları varmış.

Neyse Yok Edici dedikleri makina bunların haklarını avuçlarına verip gönderiyor. Sonrası cümbüş, Odin’in defasi kara Thor, gudubet kardeşi Loki ve saz arkadaşlarını yamacına katıp Buz Devleri’nin mekanını bastılar, verdiler odunu. Buz Devleri’nin beyi de tavuk mu boğazlıyonuz lan mekanım da diyerekten bunları tam iç edecekken çok gıral Kral Odin geldi, kurtardı bizim elemanları. Akabinde de asi Thor’u dünyaya sürgün etti. Hem de çölün ortasına :(

Bu sürgünlük sırasında her bilimkurgu filminde sıkça karşılaştığımız asi, dişi bilim adamlarından pardon bilim kadınlarından birine rastladı, doğal olarak aşık oldu. Sonra koca Şimşek Tanrısı insansı oldu, ötesinde adamı maymun ettiler, krep bile yaptırdılar. Aşkın gücü işte :D

Tabii bu arada karaktersiz kardeş Loki, tezgahladığı çeşitli oyunlarla kah babasını, kah kardeşini azaptan azaba sürüklemesin mi? Sürüklesin yaw bize ne demi, elin Asgardsı :D Meğer Loki Asgard’ın içinden değilmiş, karşının adamıymış. Bu arada bu olaylara doğal olarak Ameriken Hükümeti de karıştı, karışmasa şaşardım zaten. Neyseki bu sefer Amerikalılar kurtarmadı dünyayı. Ancak Asgard’da da resmi dil sanırım, Thor şakır şakır ingilizce konuştuğu gibi kendi mekanında da ingilizce konuşuyor. Boşuna İngiltere için güneş batmayan imparatorluk demiyorlar :D

Sonunda Thor, bilgeliği öğrendi, hidayete erdi, mekanına döndü, hem dükkanı kurtardı hem de gıral adam oldu. Ancak bu gidişle Thor 2,3,4 çekilir.

Film fena değildi ancak neden üç boyutlu olarak oynattıklarını pek anlamadım. Zira öyle ahım şahım bişi yoktu. Konu biraz bildik, yavandı. Yine içine umutsuz, imkansız bir aşk serpiştirilmişti. Neyse fena değildi ama sinemada o kadar para verilmez hani, milli servete yazık :(

Ev filmi

Hemen konuya dalmak gerekirse – ki dalıyorum :) – Biri Bizi Gözetliyor, Gelin – Kaynana yarışmaları, Master Cheif, Frame Turkiye gibi bilimum saçman suçman yarışmaları çok net bir şekilde eleştiren yerden yere vuran süper bir gerilim, iyi bir psikolojik gerilim. Yani insan “vay anası bizim türkler de on numara gerebiliyor” diyor :)

Film, bu BBG tarzı bir yarışmaya kafayı takan ve asabının bozulması üzerine mekanı basan bir pisikopatın yaptıklarını anlatıyor. Adam pisikopat ama bi o kadar da nazik bi o kadar da akıllı, en önemlisi çok başarılı bir yedekçi kişiliği var :) Polisi, basını ve tüm ülkeyi parmağında oynatıp on numara ders veren sevgili pisikopatımızın elini kolunu sallayarak çekip gitmesiyle son buluyor film.

Herşey on numara ancak sanırım biraz kopya çekilmiş. 2008 yapımı Untraceable -öldür.com- adlı filmdeki killwithme.com tarzı bir sitede oylama açılması ve bu oylama sonucunda filmin sonun belirlenmesi gibi ayrıntılar alıntı, ilham alınma, çalıntı, çırpıntı olarak niteleyebiliriz. Ancak herşeye rağmen izlenesi bir film, zira filmi izleyecem diye ertesi günü dükkana uykusuz gitmeyi göze almış biri olarak şiddetle tavsiye ederim.

Ege Life Dergisi – Nisan 2011

En son internete ne zaman girdiniz?

Artık bir ihtiyaç haline gelen, yolda sokakta tatilde bile kopamadığımız internet bir zamanlar lükstü. Ancak şimdi temel ihtiyaçlardan biri oldu. Peki hiç düşündünüz mü, buralara nasıl gelindi? Genel olarak özetlemek gerekirse İnternet, daha hızlı iletişim için hataya dayanıklı, sağlam ve özel bir bilgisayar ağı kurmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından 1960 yılında başlayan araştırmalara kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Birçok kişinin araştırmalarıyla doğan İnternet’in babasının 1989 yılında yaptığı çalışmalarından ötürü İngiliz bilimadamı Tim Berners-Lee olduğu kabul edilmektedir. Türkiye’de ise modern anlamda İnternet’e ilk giriş Nisan 1993 yılında ODTÜ ve Tübitak’ın ortaklaşa yaptığı proje kapsamında gerçekleştirildi. Bu nedenle her yıl Nisan ayında Internet Haftası kutlanmaktadır. Geçtiğimiz ay da 11-24 Nisan tarihleri arasını İnternet Haftası olarak kutladık. Üniversiteler, belediyeler, odalar başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun düzenlendiği etkinliklerle su, hava gibi temel ihtiyacımız olan bilginin modern kaynağının ülkemize girişini kutladık. İnternet haftanız kutlu olsun, bilgisiz, bilişimsiz kalmayın.

Sonraki Sayfa »

‘internet haftasında istenmeyen hareketler’e devam

Yazık ki devam! Geçen yıl yine bu zamanlar şu yazıyı yazmıştım: internet haftasında istenmeyen hareketler!

Aradan bir yıl geçmesine rağmen, bu yıl da aynı sorunların devam etmesi üzücü. Firefox 4, IE 9 çıkmışken, zebilyon tane ücretsiz betik çok başarılı olarak bu işleri yaparken Internet Haftası için etkinlik girilecek betiğe ulaşmak için “Firefox 2 veya IE6 kullaniniz.Firefox 2 yi oneririz.” demek en kibar ifadeyle büyük bir sorundur. Hele ki teknoloji konusunda söz söyleyen kurumların bunu yapması utanılacak bir durumdur. İnşallah önümüzdeki dönemde bu büyük ayıp temizlenir…