En son ne zaman internete girdiniz?

İlk kez ne zaman su içtiniz ya da ilk kez güneşli bir havada temiz havanın ciğerlerinizi doldurduğunda mutluluk duydunuz? Peki, ilk kez ne zaman internete girdiniz, hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Lise 1’e giderken dönem ödevim için arkadaşlarımın tavsiyesiyle bir internet kafeye gitmiştim. Internet Explorer’ın kral olduğu, Windows 2000’in ilah kabul edildiği, 56 Kbps modem ile dandindon sesleri eşliğinde internete girildiği dönemde bilgiye kolay ulaşmanın tadını almıştım o gün. Bir iki hamle ile kolayca bilgiye ulaşmak, oradan oraya koşup “sörf yaparken” daha çok, daha çok, daha çok öğrenmek başımı döndürmüştü.

Yıllar su gibi aktı. Her geçen gün sistemler hızlandı, siteler çeşitlendi, etkileşimler arttı. Artık internette sadece bir izleyici değil, Facebook, Twitter gibi sosyal mecralarla, açtığımız bloglarla aynı zamanda birer aktör olduk. Eskiden sadece bilgiye ulaşırken, şimdi bilgiyi yaratanlar olduk. İnternete girmek gibi bir kavram kalmadı, internete devamlı bağlıyız. Kişisel bilgisayarlarımız, cep telefonlarımız hatta tvlerimizle bu sanal alemde yaşar hale geldik. Bizler bu hızlı değişime ayak uydurmaya çalışırken teknolojinin içine doğan yeni nesiller daha okuma yazma öğrenmeden Facebook hesapları açıp oyun sitelerinde vakit geçirmeye başladılar.

Bilgiye erişmekle başlayan hikâye, bilgiyi yaratma, değiştirme yorum yapma olanağıyla devam etti, bu sayede insanların hayatları, insanlığın tarihi ve gidişatı değişti, yeni teknolojik gelişmelerin önündeki bilgi edinme bariyerinin ortadan kalkmasından toplumsal olayların örgütlenmesine kadar geniş bir perspektifte gelişmeler yaşandı. Yakın bir gelecekte ise artık oturduğumuz yerden birçok hizmet, makinelerin birbiriyle konuşmasıyla daha hızlı ve hatasız olacak. Kullandığımız sistemler ve yazılımlar ucuzlayacak, sadece kullandığımız kadarına para öder hale geleceğiz. Televizyon, radyo kavramları da bugün bildiğimiz biçimden hayli uzaklaşacak. Kişiselleşmek daha ön plana çıkacak, evden çalışmak, bilgi toplumu gibi kavramlar daha popüler hale gelecek. Tabii bunlarla beraber insanın yalnızlaşması artacak, insan ilişkileri daha soğul ve dijital hale gelecek. Belki de şu an internet ortamında insanları buluşturmayı hedefleyen siteler, forumlar insanları normal yaşamda buluşturacak projeler geliştirmeye başlayacak.

Bütün bunlar olurken işin en başında neler olmuştu, ne ara hayatımıza girmişti bu internet hiç düşündünüz mü? Genel olarak özetlemek gerekirse İnternet, daha hızlı iletişim için hataya dayanıklı, sağlam ve özel bir bilgisayar ağı kurmak isteyen ABD hükümeti tarafından 1960 yılında başlayan araştırmalara kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Yani teflon tava dâhil olmak üzere birçok hayat kurtaran icat gibi bu da askeri amaçlarla ortaya çıkmıştır.

Birçok kişinin araştırmalarıyla doğan İnternet’in babasının 1989 yılında yaptığı çalışmalarından ötürü İngiliz bilimadamı Tim Berners-Lee olduğu kabul edilmektedir. Türkiye’de ise modern anlamda İnternet’e ilk giriş 12 Nisan 1993 tarihinde ODTÜ ve Tübitak’ın ortaklaşa yaptığı proje kapsamında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu yıl da 14. sü düzenlenen İnternet haftasını 11–24 Nisan tarihleri arasında kutlayacağız.

Sınırları kaldıran, insanları yakınlaştıran –bazen de uzaklaştıran- bence matbaadan sonraki insanlığı değiştiren bu en önemli icatın ülkemizde de kullanılmasını kutladığımız bu haftada internet okur yazarlığını arttırmaya yönelik çalışmaların önemi vurgulanmalı, yazılımla kalkınma hem kentimiz hem de ülkemiz için en öncelikle hedef olmalıdır. Gençlerimiz cesaretlendirilmeli, bilgilendirilmeli, ilgileri arttırılmalıdır. Bizim gibi internete sonradan sahip olan nesiller teşvik edilmelidir.

Özgürlüğümüzün anahtarı olan TBMM’nin kuruluş yıldönümüne de denk gelen bu kutlamaların yeni refah ve özgürlük aracı interneti için de coşkulu geçmesini diliyorum. İnternet haftanız kutlu olsun, bilgisiz, bilişimsiz kalmayın.

Prestij (The Prestige)

“Bir sihirbazlık gösterisi üç bölümden oluşur. “vaat”, “dönüş noktası” ve “prestij”

  1. Vaat, sunumun yapıldığı andır.
  2. Dönüş noktasında, beklenmeyen şaşırtan olaylar gerçekleşir. İzleyicinin ağzı açılmış vaziyette; şaşkınlık  ve  gerginlik son safhada.
  3. ve prestij: Sahnede düğümün çözüldüğü an. Kaybolan tavşanın veya kuşun geri gelmesi gibi.

İşte temel olarak bunu anlatır film. iki sihirbazın bitmez tükenmez mücadelesi, en iyi olma çabası. Bu çabanın sonunda ise hırsların insanlığın önüne geçmesi, öfkenin iki tarafı da bitirmesi. Film yukarıda anlatıldığı gibi üç bölümde oluşuyor ve eşsiz bir sonla bitiriyor, bir nevi prestij bölümünde devleşiyor. Hem yüzyıl öncesi İngiltere’sini anlatması, hem de bilimkurguyla coşması üzerine de sihir aleminin gizemleriyle örgülenmesi beni benden aldı diyebilirim. Kesinlikle izlenesi bir film :)

Tron Efsanesi

Tron LegacyÖncelikle belirtmek isterimki resmen hayran kaldım filme. İzlediğim en iyi bilim kurgu filmlerinden biri olduğunu da belirtmek isterim. Tabii bunda çocukluğumdan beri hayalimde canlandırdığım bazı konuların bu filmde vücut bulması da ayrıca beni benden aldı :)

Tabii bazı detaylar ilginç. Mesela 80li yıllarda geçen filmde herşey komut satırında olması buna karşın dokunmatik klavye olması.

Film harika, ilk versiyonun daha pc’nin bile olmadığı bir dönemde çekilmesi ve böylesine bir hayal gücü insanı daha çok etkiliyor ancak filmin sonu beni üzdü, yine dünyayın kurtardınız Amerikalılar, bravo. Önce batırın sonra aha kurtardık diye alkış bekleyin. Ben en çok buna kızıyorum.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim kahramanın digital dünyada programların önüne suçlu gibi çıkarılıp “bakın sizi hor kullanan kullanıcı bu” demek de hoş bir espri olmuş :)

Neyse genel olarak izlenilmesi gerekli bir film olarak tarihe not düşmek istiyorum :)

Yamanlar Vergi Dairesi’ne Nasıl gidilir?

Çok kolay, gümrükten Harmandalı, Egekent gibi Anadolu Caddesi’nden geçen bir otobüse binilir, Karşıyaka Devlet Hastanesini geçince Karşıyaka Jandarma Durağında inilir. Biraz gelinen yöne doğru (geriye doğru) yürünür, vergi dairesi ile karşılaşılır. Çiğli Vergi Dairesi de aynı bina içinde yer alır.

Kurtlar Vadisi Filistin

Askerliğim boyunca vizyona ha girdi ha girecek diye bekleyip sanki bu filmi izleyince askerlik bitecekmiş gibi kendimi şartlandırmıştım. Bir nevi vizyona girmesi bizim şafağın bitmesi olacakmış gibi geliyordu. Amma velakin ben terhis oldum, üzerinden iki hafta geçti anca vizyona girdi. Neyse ben de askerlikteki saplantımı sonlandırmak için kalktım gittim filme.

Gitmez olaydım, ona vereceğim parayı kaybetsem bu kadar sinirim bozulmazdı. Bu ne arkadaş yaw? Kurtlar Vadisi Irak senaryosu, kurgusu, kadrosu ve efektleriyle bence güzeldi. Ama bu, bu ne? Hemen söyleyeyim, senarist filmin çekileceği son gün Kurtlar Vadisi Irak senaryosunu Word’de açmış, Irak olan yerleri Filistin, Marshall olan yerleri Moşe ve diğer unsurları CTRL+C,CTRL+V marifetiyle değiştirmiş, kaydedip yapımcıya göndermiş. Masraftan da kısmak için bütün oyuncuları içimizden seçmiş.

Polat amcanın heryere ateş edip posta koyması dışında bir durumun yaşanmadığı filmde yahudi kızın polat’a aşık ettirmek ile alakasız bir zikir sahneleri de ayrıca izlenilmemesi gereken durumlar.

Neyse Kurtlar Vadisi benim için bitmiştir, daha da film yaparlarsa gitmem, paramı sokağa atmam :(

Askerlik Sözlüğü

Efendim, malumunuz 12 Ağustos 2010 itibariyle asker olmuş, ara ara yazmaya çalışmıştım. Ancak sizin de gördüğünüz üzere en son yeni yıl münasebetiyle bir önceki yıl koyduğum iletiyi güncelleyip koymuştum. Neyse hızla özet geçeyim. Ankara İl Jandarma Komutanlığı’nda askerliğimi kazasız belasız bitirip geldim çok şükür. Çok özet oldu ama durum bu, askerlik anısı anlatacak halim yok ya :D

Aslında benim istediğim askerde öğrendiğim ve askere gitmemiş ya da hiç gitmeyecek (bayanlar mesela) okurlarım için ufak bir sözlük hazırlamaktı. Aklıma geldikçe eklemeye çalışacağım, sizler de yardımcı olursanız sevinirim. Eveet, şimdi başlıyoruz:

Sözcükler

Uzun dönem askerlik: Dört yıllık bir fakülte ve dengi okulu bitirmemiş TC vatandaşı erkekler için yaklaşık  3 ayı eğitimde geçen 15 ay olarak belirlenmiş askerlik modelidir. Halen bu askerliğin kısalması için dua etmekteyim.

Kısa dönem askerlik: Dört yıllık bir fakülte ve dengi okulu bitirmiş TC vatandaşı erkekler için yaklaşık 1 ayı eğitimde geçen 5,5 ay olarak belirlenmiş askerlik modelidir. Halen bu askerliğin kısalması için de dua etmekteyim.

Yedek Subaylık:
Dört yıllık bir fakülte ve dengi okulu bitirmiş TC vatandaşı erkeklerin sınavla alındığı 3 aylık bir askeri eğitimden sonra asteğmen rütbesiyle subay olarak artı dokuz ay askerlik yapmasıdır..

Silah altına alınmak: Asker olmak demektir kısaca.

Devre: Askere alım, yıl için belli zamanlar yapılmaktadır. Bildiğim kadarıyla kısa dönemler Nisan, Ağustos, Aralık aylarında silah alınır ve tek sayılarla devresi belirlenir. Ben 335. Kısa Dönemdir, şu an 337. Kısa Dönem silah altında. Uzun dönemler de yılın dört döneminde alım gerçekleşiyor, tam aylarını bilmiyorum ancak alınan yıl ve dönemle beraber devre sayısı belli olur. 90/1, 90/2 devre gibi.

Er : Rütbesi, parası pulu olmayan asker.

Erbaş: Parası pulu olmayan ancak onbaşı / çavuş rütbeleri olan asker. Onbaşı lafı aldatmasın, hangi on kişiden sorumlu olduğu belli değildir. (Ünlü Türk düşünürü Cem Yılmaz’ın dediği gibi :D )

Devrem: Bu, aynı dönemde silah altına alınan askerlerin birbirilerine bir nevi hitap şeklidir. Bir tür sevgi, dostluk da getirir, biraderim, sadıcım, dostum manasında.,

Badi / Buddy: Rastgele olarak seçilen kişilerin “ahanda bu senin arkadaşın birbirinizden sorumlusunuz” denilerek birbirlerine emanet edilmesidir. yani sna emanet edilen kişi “badin” oluyor. Neden arkadaş, yoldaş falan gibi bir kelime değil de ingilizce badi anlamış değilim.

Üst devre: Bir devrede gelen askerlerden bir önce gelen askerleri ifade eder. 90/3 (“doksana üç” diye okunur) devreler, 90/4 devrelerin üst devresidir. Ayrıca genel olarak bir devreden önce gelen tüm devreleri de ifade eder.

Usta: Bir devrede gelen askerlerden iki önce gelen askerleri ifade eder. 90/2 (“doksana iki” diye okunur) devreler, 90/4 devrelerin üst devresidir. (Bu terim konusunda tam emin değilim)

Piç dede: Bir devrede gelen askerlerden üç önce gelen askerleri ifade eder. 90/1 (“doksana bir” diye okunur) devreler, 90/4 devrelerin piç dedesidir.

Has dede: Bir devrede gelen askerlerden dört önce gelen askerleri ifade eder. 89/4 (“seksendokuza dört” diye okunur) devreler, 90/4 devrelerin piç dedesidir.

Alt devre: Bir devrede gelen askerlerden bir sonra gelen askerleri ifade eder. 90/4 devreler, 90/3 devrelerin alt devresidir. Ayrıca genel olarak bir devreden sonra gelen tüm devreleri de ifade eder.

Çömez: Bir devrede gelen askerlerden iki sonra gelen askerleri ifade eder. 91/1 devreler, 90/3 devrelerin alt devresidir.

Piç torun: Bir devrede gelen askerlerden üç sonra gelen askerleri ifade eder. 91/2 devreler, 90/3 devrelerin alt devresidir.

Has torun: Bir devrede gelen askerlerden üç sonra gelen askerleri ifade eder. 91/2 devreler, 90/3 devrelerin alt devresidir.

Piç Torun: Bir devrede gelen askerlerden üç sonra gelen askerleri ifade eder. 91/3 devreler, 90/3 devrelerin alt devresidir.

Sıracılık: Yapılması gereken işlerin (mıntıka temizliği vs) yeni gelen devrelerce yapılmasına dayanan bir sistemdir. Bu sistemle kimse kimseyi kırmaz üzmez (teorik olarak), her asker yaklaşık3-6 ay arası bu işleri yaptıktan sonra alt devre ve çömezlerinin gelişiyle rahatlar ve inzivaya çekilerek askerliğin tadını çıkarır. Bir imece gibi görülebilir.

Devrecilik: Sıracılığın insanlık dışı olanıdır, üst devreler alt devrelere insan gibi davranmaz, adete işkence edebilir. Yeri gelir Allah’tan korkmazsınız, üst devreden korktuğunuz kadar :(

Deyimler / Atasözleri

Alt devrenin götü başı oynuyor / Oynama var: Alt devrenin üst devrenin sözüne ve emirlerine uymaması, karşı gelmesi durumunda sarfedilen bir deyimdir.

Oynama olmasın: Bu da yukarıdaki durum ortaya çıkmaması için bir nevi uyarı cümlesidir. Bu cümle ile alt devrelere ayar verilir, korku salınır.

İş kitlemek: İş kilitlemek değil lütfen doğru kullanalım :) Kendi yapacağınız bir işi ya da angarya gibi görünen bir işi birine yüklemek.

Yardırmak: Aşırı çalışmak. Örneğin 18 saat :(

Full yatış: Yardırmak ifadesinin tam tersidir. Genellikle kebap askerlik yapanlar için kullanılan bir deyimdir, hiçbir iş yapmadan günleri geçirmek, rahat etmek manasında kullanılır.

Şafak sıkıştırması / şafak basması: Terhisi yakınlaşan kişinin içinin darlanması durumu

Şafak sayma cümleleri:

Atar bilmem kaç (mesela atarsa 10): Şafak atması durumunda kalan zamanı belirtir. Askerde günler zor geçer o yüzden her günün biteceğine umut azdır. O yüzden umutsuz bir ifadedir atarsa demek :(

On gün kaldığında: Don, şafak on!

Dokuz gün kaldığında: Dokuz haftaya yokuz.

Yedi gün kaldığında: Ne fanta ne kola atarsa yedi gün.

 

daha ekleyeceğim, bitmezzz.

Firefox extension to automatically replace HTTP to HTTPS

Download the Firefox-Addon https-everywhere: https://www.eff.org/files/https-everywhere-latest.xpi

Create your own rules set

Mutlu Yıllar

Hoşgeldin 2011

Robin Hood

Robin HoodRobin Hood… Zenginden alırım, fakire veririm felsefesinin idolü. Efendim bundan yıllar önce Kevin amcamızın çektiği filmi defalarca izlemiştim. Hala olsa izlerim. İşte bu umutla Russell amcamızın çektiği filmi izledim. Yeni teknolojiler, çekim teknikleri falan güzel, efendime söyleyeyim janjanlı savaaş sahneleri güzel olmuş. Bu arada direk yazmaya başladım ama konuyu anlatmadım. Film Robinciğimizin Robin Hood olmadan önceki halini anlatıyor, bi de karaktersiz kralın neden karaktersiz olduğu, çamur olmasının temel nedenini anlatıyor. İzlemiyecekseniz söyleyeyim (izleyecekseniz de çok geç, söylüyorum çünkü :D ) kıral, kıskancından, hasetinden ve fesadından robine kafayı takar ve kanunsuz ilan eder. Her yere çarşaf çarşaf ilan verir, “tiz kellesi gele” diye, robin durur, yapıştırır cevabı (Nasrettin hoca misali) vs.

Neyse çok süper değil, çok kötü de değil. Eh işte.

Planet 51

Planet51 PosterPlanet 51Daha önceki yazılarımda da okuduğunuz üzere (okumuş olduğunuzu diliyorum :D ) animasyon filmleri ve bilimkurgu filmleri (hani şu dünyanın batıp da Amerikalıların kurtardığı türdenler de dahil) takip etmeye çalışırım. Bunlardan biri de şu an yazmakta olduğum film. Zira konusu bakımından da oldukça ilginç bir film. Hep uzaylıların dünyayı basacakları paranoyasını bir de uzaylılar açısından işlemiş bir film. Animasyonları, karakterleri ve Türkçe seslendirmesi on numara bir film. Tabii her Amerikan filminde olduğu (sağda görebilirsiniz) Amerikan bayrağı baya bi var. O kısımları düşünmezsek muhteşem bir film, izleyin, izlettirin. (Emir kipinde oldu, asker olduğuma sayın :D )

Keçiören – 2

Çok değerli okuyucularım, geçenlerde Keçiören‘i yazmıştım, sonunda da “Teleferik’e binemedik ulen” mealinde bitirmiştim.

Tabii durur muyum hiç, asker arkadaşımı aldım hemen gittim. Önce Kızılay’a oradan da Keçiören’e geçtik. Sora sora Teleferik İstasyonu’na vardık. Bilet gişesine varınca girişin 5 TL olduğunu öğrenince hemen geçmiş hatalarımız gözümüzün önüne geldi örneğin Atakule Macerası

Keçiören Teleferik

Keçiören Teleferik

Neyse düşündük taşındık, verdik paramızı. Bindik vagona. Gidiş-dönüşün yaklaşık 20 dakika sürdüğü yolculuğumuz gayet güzeldi. Keçiören’in en önemli gezi yerlerinin üzerinden geçen teleferik güzel ancak sadece gezi amaçlı olması üzücü. Keşke biraz daha ucuz olsa ve biraz daha ulaşıma hizmet etse. Neyse yine de düşünenleri, yapanları takdir etmek istiyor, yolu düşen arkadaşlarıma binmelerini tavsiye ediyorum.

Teleferik sefamız sırasında üzerinden seyrettiğimiz Rüya Ada’m Cafe’ye gitmeye karar verdik. Aşağıda göründüğü gibi hakkaten Rüya Adası. Şehrin ortasında ama doğanın bir parçası gibi. Gittik yemeğimizi yedik. Garson saygılı ve hızlı hizmet ediyor. Yemekler oldukça güzel ve verilen hizmetin karşılığında gayet hesaplıydı. Özellikle su sesi dinlemek ve bolca su görebilmek deniz olmayan Ankara’da büyük bir nimet. Tavsiye ederim. Tavsiye ederim. Tavsiye ederim.

Keçiören Rüya Adam Cafe

Keçiören Rüya Ada'm Cafe

Keçiören

Efendim geçtiğimiz bayram nedeniyle hak kazandığımız çarşı faaliyeti icrası sırasında Keçiören’e düştü yolum. Gezdim gördüm, anlatayım istedim. Ancak asker olmam nedeniyle fotoğraf çekemedim, kusuruma bakmayın :(

Keçiören Belediyesi ve çevresi hakkikaten güzel ve bakımlı bence. Bir de yol çalışmaları olmasa :)

Neyse konumuza dönelim. Tavsiye ile Deniz Dünyası’na gitmeye karar verdik. Türkiye’de ilk, tek, en süper falan diye methiyeleri duyduk ama yazıkki ne yerini doğru dürüst bilen var ne de kendi namına bir internet sitesi. Bu devirde internet sitesi olmayan mekan mı olur canım! Belediyenin sitesinde ise sağda bi banner dışında bişi yok. Üstelik banner üzerindeki telefon da nedense hiç cevap vermiyor :( Neyse sora sora Mekke, Medine bulunurmuş. Demetevlerdeki kışlamdan yukarı doğru yaklaşık 10-12 dakika yürüyüp Ostim-Demet-Keçiören dolmuşuna atladım. Dolmuş Keçiören’de Tepebaşı’nda indirdi beni. Oradan aşağı sallandım. Hemen solda bütün ihtişamı ile karşıma Estergon Kalesi çıktı.(Haritada görmek için http://bit.ly/abYBsR)

Keçiören Estergon Kalesi ve Tuna Nehri

Keçiören Estergon Kalesi ve Tuna Nehri

Neden Ankara’nın ortasına Estergon Kalesi’ni dikme gereği duymuşlar anlamadım ama neyse güzel bir yapı bence. (Estergon Kalesi esasında nirdedir diyenler buradan bakabilirler: http://tr.wikipedia.org/wiki/Estergon_Kalesi)

İlk katı sergi, ikinci katı etnografya müzesi üçüncü katı restoran, üst katları da seyir terası olan bu yapı oldukça sağlam yapılmış ve ince ayrıntıya önem verilmiş, ecdadımızın zevkine yakın inşa edilmiş. Özellikle giriş katında hediyelik eşyaların satıldığı dükkanların kapılarının kültür mirasımızın dört bir yana dağılmış kapı örneklerinden olması bizler için kaçırılmaz bir fırsat. Öte yandan seyir terasları ise Atakule‘den bin kat daha iyi. En azından daha güzel bir manzarası var. Resimde görüldüğü gibi çok güzel bir şelaleye bakıyor. Ayrıca hemen yakınından geçen teleferik de ayrı bir güzellik katıyor.

Gelelim müzeye. Müze iyi niyetlerle güzel hazırlanmış, Ankara halkının tarihi yaşayışı, kullandıkları ile ilgili görsel bir şölen yaşatıyor ancak güzel ülkemin birçok müzesinden olduğu gibi bilgilendirme konusunda büyük eksiklikler içeriyor. Örneğin Oturma odası diye bir camekanda geçmiş yaşayış anlatılıyor ancak bunun hangi döneme ait olduğu belirtilmiyor. Sanki dünya kurulalı canlandırılan yaşam tarzı hüküm sürüyor. Ayrıca sergilenen eşyaların ne zaman ne amaçla kullanıldığı da meçhul. Edindiğim izlenim müzenin sadece son 1-2 yüzyılı resmettiği. Neyse bunlara dikkat edilse süper olacak.  Bu arada resimde gördüğünüz şelale de Tuna Nehri olarak geçmektedir.

Kaleden indiğinizde hemen yolun karşısında rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun adının verildiği güzel bir park yapılmış. Çeşitli siyah kuğu, ördek gibi çeşitli hayvanların bulunduğu güzel, ferah bir park olmuş. En azından çocuklar için bu hayvanları yakından görebilecekleri bir mekan. (Haritada görmek için http://bit.ly/aluU3h)

Gelelim esas gitmek için yola çıktığımız Deniz Dünyası’na. Belediyeyi solunuza alıp doğru yürüyorsunuz, viyadüğe gelmeden sağdan araya giriyorsunuz. Zaten binanın çatısındaki Deniz Feneri’ni hemen görebilirsiniz.(Haritada görmek için http://bit.ly/9FTwpL)

İşte karşınızda Deniz Dünyası:

Keçiören Deniz Dünyası

Keçiören Deniz Dünyası

İki geniş hol ve bunları birbirine bağlayan akvaryumlu koridordan oluşan mekana öncelikle giriş şu an 1 TL. Balık zenginliği açısından o kadar ahım şahım bir durum olmasa da deniz olmayan Ankara’da bol su görmek açısından yararlı bir yer. Ayrıca çocuklar için de deniz canlılarını tanıma fırsatı veriliyor. Yine burada müzede olduğu gibi bir sıkıntı var. Balıklar var, akvaryumların başında isimleri de yazıyor, bit kadar. Ama ufak tefek de olsa bir anektod olsun, bir açıklama olsun yok. Ne yer ne içer bu balıklar? Yetiştiği yerler yazıyor ama okuyan bakalım orayı biliyor mu? Ufaktan bir harita versen. Örneğin piranaların yanına “pisikopat balıktır, et yer, şarap içer” mealinde bişiler yazılabilirdi. Bi de aşırı karanlıktı. Mekanın çıkında da Piri Reis heykeline anlam veremedim. Benim bildiğim kadarıyla Reis denizin altıyla değil üstüyle fazlaca ilgiliydi. Yani burası da denizcilik müzesi değil.  Ecdadı hatırlamak güzeldir, ancak iş abartılırsa ters tepki de yaratabilir.

En son olarak da teleferiğe binecektim ama vakit yetmedi. onu da başka bir çarşı faaliyetine bıkıyorum.

Ezcümle güzel bir gezintiydi, güzel havalarda aileler için güzel bir kültür-doğa tanıma gezisi olarak tavsiye ediyor, bu yapıları düşünen vücuda getiren siyasi, resmi tüm yetkilileri can-ı gönülden kutluyorum.

Kurban Bayramı soruları – 2010

Efendim geçen yıl yine kurban bayramı dolaylarında kurban ile ilgili çeşitli sorular sormuştum. Bu sene yeni sorular ekliyorum:

  • İthal hayvan kurban etmek caiz midir? Örn: Angus
  • İthal bir hayvanla çiftleşmiş yerli bir hayvandan doğan hayvanı kurban etmek caiz mi?
  • İthal erkek hayvan ile yerli hayvandan doğan hayvan mı yoksa ithal dişi hayvan ile yerli erkek hayvandan doğan hayvan mı kesmek daha çok sevap getirir?
  • Yerli hayvanı yabancı bankadan alınan kredi kartı ile almak caiz midir?
  • İthal hayvanı kurban etmeden önce abdest aldırmak gerekir mi?
  • Hayvanın gavuru müslümanı olur mu, yürüyün gidin işinize be…

Atakule Macerası

Küçüklüğümden beri Atakule gidip görülmesi gereken bir yer gibi gelir, her Ankara’ya gelişimde uzaktan da olsa seyreder, bir gün kuleye çıkmanın hayalini kurardım.

Efendim malumunuz Ankara dolaylarında askerliğimi yapıyorum. Haftasonları da bi aksilik olmazsa çarşı faaliyetini icra ediyorum. Geçen hafta da asker arkadaşım ve aynı zamanda alayımızın imamı harunla uzun zamandır gitmeyi planladığımız Atakule gidek dedik.

Önce Kızılaydan Çankaya’ya doğru yürüyüp dolaştıktan bir iki yere uğradıktan sonra yürü babam yürü yokuşlar aşarak dere tepe düz giderek kuleye ulaştık. Yakından ne de azametli görünüyordu. Yarabbim bir hayalim daha gerçek oluyordu işte. Kule dibimdeydi.

Neyse hemen koşa koşa kuleye çıkan asansörün başına gittik. Kesin paralıdır, dedik. Olsun 3-5 olsun veririz. Hayalimizi gerçekleştirecez, boru mu? Kapıdaki amca 7.5 lira diyince bi hayalde geri adım atma girişimimiz olsa da girdik.  Tabii hayalimizde dönen kule olduğu için acımadık paraya. Verdik, girdik asansörün başına vardığımızda kulenin dönen kısmının çalışmadı, o toplu iğne başı gibi kısmının altındaki gözlem balkonunu açık olduğunı öğrenmemiz ikinci bir hayal kırıklığı daha yarattı. Neyse bindik bi asansörü gedeyoz kıyamete misale doluştuk kabine. yaklaşık 30-35 sn sonra tepedeydik. çatt!!! kupkuru soğuk Ankara’ya tepeden bakmak, bi de üzerine 7.5 lira vermek tüm hayalleri yerle bir etti. (7.5 lira çok para değil demeyin benim asker maaşım onbaşı rütbesinden 20.81 lira olduğunu düşünürsek ayın 1/3 açız demektir :D )

10-15 dakika sağa sola baktıktan sonra afedersiniz götümüze bakarak aşağı indik. İçimizi bir hüzün, bir hayal kırıklığı bir pişmanlık aldı ama nafile. Neyse en azından içimizde kalmadı.

Arabalar – Cars (Mater’s Tall Tales)

Yine Pixar yine muhteşem bir çalışma. Çalışma diyorum çünkü film önizlemesi gibi bir şey bu. 9 bölümde Mater adlı eski bir çekicinin hayallerle karışık anılarını çok şirin, çok eğlenceli ve çok komik bir şekilde anlatıyor. Yaklaşık 35-36 dakika süren çalışma izledikten sonra çıkacak muhtemel filmi dört gözle beklemeye başladım. Vaktiniz varsa mutlaka izlemelisiniz, insanın üzerindeki tüm asabiyeti ve yorgunluğu bir anda alıveriyor doğrusu.