Yeni site yeni dükkan

Efendim iki aydır yazmıyorum ama boş durduk mu durmadık tabii. Öncelikle İzmir Merkez’de bir irtibat bürosu açtık. Denize nazır, bir yanı körfeze, diğer yanı 2.Kordona diğer bir yamacı ise Kadifekale tarafına bakan şirin ofisimize bekleriz efendim. Konak Pier’in tam karşısında, English Fast’ın tam üstündeyiz.

Yeni ofise yeni site yakışır dedik ve sağolsun sevgili tasarımcımız Onur Adsay, sitemizi baştan aşağıya yeniledi, daha dinamik, daha düzenli ve profesyonel sitemize kavuştuk.

http://www.beyazpiramit.com

Bilgisayar mühendisinin 3G ile imtihanı – 1

Değerli, bir o kadar saygıdeğer, efendime söyleyeyim böyle şeker kaymak okurlarım,

Utanarak söylüyorum ki tam iki aydır tek bir yazı yazmadım, so soriy :D

Neyse geçelim bu sevimsiz konuları gelelim daha sevimsiz teknolojik şeylere. Efendim 3g’nin topraklarımıza girmesinin gazı ve eski telefonumun ışık sistemini yitirmesinin desteğiyle Turkcell’in kampanyasıyla Nokia 3120 aldım. Her şey güzel, 3gsi, 2mp kamerası, osu busu şusu herşeyi güzel. Kendi telefonum diye demiyorum güzel yapmış Nokia, aferin keratalara.

Sonraki Sayfa »

İhlas Şofben

Geçtiğimiz günlerde ufak bir yenileme çalışmasına girdiğim banyomuzdaki şofbeni çıkarırken bu konuda mutlaka yazı yazmam gerektiğini düşündüm. Malum bu ufak tefek su ısıtıcılarının şofben adı altında evlerimize girmesinden beri en bilinen marka İhlas Şofben’dir. Güzel ülkemizde İhlas şofbenle yıkanmamış nadir Türk evladı vardır. Hele ki öğrenci evinde kalıyorsanız ve bu deneyimi yaşamadıysanız bir yanınız eksik kalmıştır.

Sonraki Sayfa »

Hayat

Eşkiya (Yavuz Tuğrul)

Kaçağım eşkiya aşklar yaşarım durmadan
Kaşla göz, dağla uçurum arası…
Konar göçerim
Sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar…
Sığsın isterler defnelerim küçücük saksılarıma
Yetmez dağ başlarının teslimiyeti istenir
Ya katli ya ihanetim…

Sonraki Sayfa »

Micheal Jackson'ın ardından

Bir pop kralı daha arkasında soru işaretleri bırakarak göçtü gitti bu diyardan. Müslümandı, çok borcu vardı, intihar etti vs bir çok dedikodu hala gündemi meşgul ediyor. Aslında bunlar hakkında değil de benim aklıma gelen başka bir ayrıntı hakkında yazmak istedim.

Şimdi Micheal abimiz “The Jackson 5″ adlı grupla müzik hayatına başladı. Bu gruptaki üyeler kardeşleriydi. Sonra solo albüm yaparak yıldızını parlattı, ünlü oldu, pop starı oldu.

İsmail YK kardeşimiz de “Yurtseven Kardeşler” adlı grupla müzik hayatına başladı. Bu gruptaki üyeler kardeşleriydi.Sonra solo albüm yaparak yıldızını parlattı. Demek ki İsmail YK da bir iki yıla kadar dünya starı olabilir :D Neyse sonu Micheal’a benzemesin de…

Devrim Arabaları

Başı, sonu, konusu, oyuncuları ile tam bir baş yapıt. Hele ki “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz” sözüyle unutulmayacak bir film. Bir avuç Türk mühendisin her türlü engel, köstek ve imkansızlığa rağmen yazdıkları destanın devlet ve basın içerisinde yuvalanan -en hafif ifade ile- işbirlikçileri tarafından ortadan kaldırılmasının hikayesi. Nuri Demirağların hüzünlü hikayesi aslında. Yeni tabirle “know-how”ı bize ait bir arabanın yok edilişinin ardından sadece dışarıdan gelen parçaların montajıyla araba yaptığımızı zannetmemiz ne kadar ironik. “Aman siz yapmayın, biz size ucuza satarız” hikayesine kanmak ne kadar acı. Yapıldı mı bilmiyorum ama şu ucak fabrikası hikayemizi ve bu uğurda neredeyse canı alınan Nuri Bey’in hikayesini umarım bir gün bir film haline getirilir.

Osmanlı Cumhuriyeti

Ana fikir ve konu güzel, başarılı ancak sanırım filmi Gani Müjde yerine başkası yönetse daha da başarılı olacak gibi. Bazı noktalar durağan ve sıkıcı olmuş. Girişin ve hafif bir gelişmenin ardından hoop diye sonuca çat diye çıkmak iyi olmamış. Padişah rolünü de Ata Demirer’den başkası bu kadar iyi kimse oynayamazdı. Aslında genel olarak “Devrim Arabaları”nda da bu filmde de nasıl Batı’nın oyuncağı olduğumuzu gayet net bir şekilde anlatılmakta. Hele ki Avrupa Birliği’nin kapısındaki rezil-i rüsva durumumuz sanırım daha açık bir şekilde anlatılamazdı. Kısacası eksik, gedikleri çok olsa da izlenesi, ardından da “Vah Türkiyem” diye ağlanası bir film olmuş.

Daha da Vista kullanmam!

Alperen’in yıllarca süren ısrarına gögüs gererek inatla kullanmayı sürdürdüğüm XP’nin ardından sırf lisanslı diye Vista’yı herşeye rağmen kullanmayı sürdürüyordum. Ancak perşembe günü ortada ciddi hiçbir sebep olmadan sapıtması ve şuurunu yitirmesinden dolayı kendisiyle vedalaşıyorum. Zorunlu olmadıkça daha da vista kullanmam. Yaşasın Ubuntu :)

Son Cellat

Olaylar biraz kopuk kopuk ilerlese de Kadir İnanır’ın oyunculuğuna bayıldım. Dönem filmi olması açısından olaylara doğal olarak biraz taraflı bakan filmde geçmişte olanlar, nereden nereye gelindiği konusunda fikir sahibi olunması amaçlanıyor. Ancak dediğim gibi sadece Kadir Abimizin bir çok jönün cesaret edemeyeceği şekilde bir rolün altına girmesi bu filmi seyredilir kılıyor ve abimizin ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor. Düşünürsek Polat Alemdar’dan sonra Necati kardeşimizin böyle bir rolde asla olmayacağı açıktır. Jön olup orayı burayı dağıtmak kolay tabii, ancak gerçek oyuncu olarak ezik, itilmişi kakılmış birini canlandırmak tabii çok başka. Bi de üstüne film az daha oradan oraya zıplamadan yapılsaydı baş yapı olabilirdi.

120

Bir kahramanlık destanı… 120 küçük kahramanın, Erzurum – Van arasındaki dağlarda vatanı kurtarmak için canını hiçe sayanların hikayesi. Güzel, akıcı, yerli yerinde bir film bence. Bir kısmıdan hafifte olsa gülümseten, ama çoğunlukla nemli gözlerle izleyebileceğiniz bir film. Bu vatanın nasıl kurulduğunu, kurtulduğunu, içten ve dıştan kimlerin bu ülkeyi hancerlediğinin bir örneği. Tabii bu filmi izledikten sonra o sınır kapısını açalım diyerek bubama şubama obamaya sürtünenlere de selam olsun buradan…

Sinema ve zuzaylıların durumu

Birçok bilimkurgu filmdeki genel konsept şudur: Dünya bir belaya bulaşır, herhangi bir Amerikalıda çıkar bi hamlede dünyayı kurtarıverir. Bu belaların başında da uzayların dünya ile kafalarını bozmasıdır. En son izlediğim filmler “Dünyanın durduğu gün” ve “Kehanet” filmleri de bu dünya battı batıyor paranoyalarının işlendiği filmler. Bu iki filme de ayrıntılı olarak değinmek istiyorum.

Sonraki Sayfa »

Windows 7 yorumları – 1

Windows 7… Microsoft’un vistayı kurtama planı. Ben de indirdim ve kurdum. Tabii VirtualBox’a kurdum :D Ayrıntılı olarak incelemedim ancak genel olarak gördüğüm konular var ki evlere şenlik.

Sonraki Sayfa »

Rapidshare & Youtube IP

Daha önce Rapidshare IP listesi başlığı altında IP listesi yayınlamıştım. Şimdi biraz daha genişlettim. Youtube IPlerini de ekledim. Buyurun buradan indirebilirsiniz.

Durmak yok, Bloga devam…

Çok sevgili, çok saygıdeğer, efendime söyleyeyim, böyle iyilik meleği gibi, muhteşem insanlar olan değerli okurlarım,

Blog Ödülleri 2009‘a resmen aday oldum. Harika, mükemmel, okuyanında nefesini kesen, pörfekto blogumla “Letoonia Resorts Kişisel Bloglar Kategorisi“ndeki yerimi almış bulunmaktayım. Gördüğüm kadarıyla rakibim çok ama tatil ödülünü almak istiyorum. Eğer bu ödülü kazanırsam yapacaklarımın bazılarını sıralamak istiyorum:

  • Her gün güncel bir yazı,
  • Daha çok macera, daha çok adrenalin,
  • Girdiğinizde sizi tanıyan ve o anki ruh halinize göre çeşit çeşit şebeklikler yaparak güldürecek yeni tema,
  • Gece yarısı kuşağında yakası açılmamış sohbetler,
  • Ne, nerede, kiminle, ne yapıyor
  • ve daha bir çok yenilik.

Bazı sloganlarım: İşimiz blog, gücümüz blog. Sen nioya’sın büyük düşün. Fark var. Yes, we can :)

Unutmadan hemencecik linki vereyim: http://2009.blogodulleri.com/blog/-ne-is-olsa-yazariz-abi—–nioya

Hanimiş benim şirin, tatlı, bal gaymak okuyucularım, oyunuzu bana verirsiniz demi, verirsiniz verirsiniz. Vermezseniz küserim bak :)

Hususi ve çok mühim not: Oy verebilmek için kayıtlı kullanıcı olmak gerekiyor. Bu nedenle yukarıdaki linke tıkladıktan sonra sağ üst köşede pembiş pembiş, şirin şirin salınan “kayıt ol” linkine tıklayın, geçerli bir e-posta adresi yazın, bir şifre girin. Kayıt ol deyin. sonra e-posta doğrulama sayfası gelecek karşınıza, bu esnada da adresinize bir doğrulama kodu gelecek, (1-2 dakika sürebilir) o kodu doğrulama sayfasına girerek hesabınızı aktive edebilir ve sevgili bloguma oy verebilirsiniz. Blogumu bulamazsanız kayıt olduktan sonra yukarıdaki adrese girerek ulaşabilir, mübarek oylarınızı verebilirsiniz. :) :) :)

Çeyrek Asırlık adamım artık

Bir doğum gününü daha geride bıraktık. Doğum günümü türlü yollardan kutlayan tüm dostlarımı sonsuz teşekkürler. 25 yaşına hamdolsun bastım artık. Yani yüzyılın dörtte birini yaşamış sayılırım. Ayaklı tarhi, yüzyıllık adamım heheh. Neyse şaka bir yana bir önemli tarihti aslında bu 9 Nisan. Emelle 4. yılı bitirdik 5. yıla ayağımızı attık. bu iki önemli olayı kutlamak amacıyla yıllardır (4 yıldır) gitmeyi düşündüğümüz Çeşme’ye bir kaçamak yaptık. Yılın bu zamanında kafasını dinlemek isteyenler için idael. Çeşmeye gitmişken bir de Ilıca dolaylarına akalım dedik. Tabii ılıca daha da bir sakin çıktı, geri dönmeye de üşendik, baya bir takıldık Ilıca’da. Uzun uzun sahilinde filmlerdeki gibi çıplak ayak yürüdük, bir de şu fotoğrafı çektik:

Bu güzel bahar günü, iş, güç, yüksek lisans, askerlik, ekonomik kriz düşünmeden o sahil senin bu ılıca benim diye salınırken bir güzel olay daha oldu. Adana dolaylarından Ali Abi, ablama Niğde’nin en işlek caddelerinden birinde, evine astığı bir-iki adam boyu pankartla ve tek taş yüzükle evlenme teklifi etti. “Ayy çokk romantik” dedi emel, ahanda dedim, yaktın beni ali abi, çıtayı yükselttin, artık dağa evlenme teklifini yazıp Google Earth’ten göstersem anca keser bizi. Neyse Allah mesut eylesin inşallah ablamla Ali Abi’yi ne diyelim. Bu çıta mevzusunun rövanşını da artık istemeye geldiklerinde alırım, heheh yaşasın kötülük :D