En son ne zaman internete girdiniz?

-->

İlk kez ne zaman su içtiniz ya da ilk kez güneşli bir havada temiz havanın ciğerlerinizi doldurduğunda mutluluk duydunuz? Peki, ilk kez ne zaman internete girdiniz, hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Lise 1’e giderken dönem ödevim için arkadaşlarımın tavsiyesiyle bir internet kafeye gitmiştim. Internet Explorer’ın kral olduğu, Windows 2000’in ilah kabul edildiği, 56 Kbps modem ile dandindon sesleri eşliğinde internete girildiği dönemde bilgiye kolay ulaşmanın tadını almıştım o gün. Bir iki hamle ile kolayca bilgiye ulaşmak, oradan oraya koşup “sörf yaparken” daha çok, daha çok, daha çok öğrenmek başımı döndürmüştü.

Yıllar su gibi aktı. Her geçen gün sistemler hızlandı, siteler çeşitlendi, etkileşimler arttı. Artık internette sadece bir izleyici değil, Facebook, Twitter gibi sosyal mecralarla, açtığımız bloglarla aynı zamanda birer aktör olduk. Eskiden sadece bilgiye ulaşırken, şimdi bilgiyi yaratanlar olduk. İnternete girmek gibi bir kavram kalmadı, internete devamlı bağlıyız. Kişisel bilgisayarlarımız, cep telefonlarımız hatta tvlerimizle bu sanal alemde yaşar hale geldik. Bizler bu hızlı değişime ayak uydurmaya çalışırken teknolojinin içine doğan yeni nesiller daha okuma yazma öğrenmeden Facebook hesapları açıp oyun sitelerinde vakit geçirmeye başladılar.

Bilgiye erişmekle başlayan hikâye, bilgiyi yaratma, değiştirme yorum yapma olanağıyla devam etti, bu sayede insanların hayatları, insanlığın tarihi ve gidişatı değişti, yeni teknolojik gelişmelerin önündeki bilgi edinme bariyerinin ortadan kalkmasından toplumsal olayların örgütlenmesine kadar geniş bir perspektifte gelişmeler yaşandı. Yakın bir gelecekte ise artık oturduğumuz yerden birçok hizmet, makinelerin birbiriyle konuşmasıyla daha hızlı ve hatasız olacak. Kullandığımız sistemler ve yazılımlar ucuzlayacak, sadece kullandığımız kadarına para öder hale geleceğiz. Televizyon, radyo kavramları da bugün bildiğimiz biçimden hayli uzaklaşacak. Kişiselleşmek daha ön plana çıkacak, evden çalışmak, bilgi toplumu gibi kavramlar daha popüler hale gelecek. Tabii bunlarla beraber insanın yalnızlaşması artacak, insan ilişkileri daha soğul ve dijital hale gelecek. Belki de şu an internet ortamında insanları buluşturmayı hedefleyen siteler, forumlar insanları normal yaşamda buluşturacak projeler geliştirmeye başlayacak.

Bütün bunlar olurken işin en başında neler olmuştu, ne ara hayatımıza girmişti bu internet hiç düşündünüz mü? Genel olarak özetlemek gerekirse İnternet, daha hızlı iletişim için hataya dayanıklı, sağlam ve özel bir bilgisayar ağı kurmak isteyen ABD hükümeti tarafından 1960 yılında başlayan araştırmalara kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Yani teflon tava dâhil olmak üzere birçok hayat kurtaran icat gibi bu da askeri amaçlarla ortaya çıkmıştır.

Birçok kişinin araştırmalarıyla doğan İnternet’in babasının 1989 yılında yaptığı çalışmalarından ötürü İngiliz bilimadamı Tim Berners-Lee olduğu kabul edilmektedir. Türkiye’de ise modern anlamda İnternet’e ilk giriş 12 Nisan 1993 tarihinde ODTÜ ve Tübitak’ın ortaklaşa yaptığı proje kapsamında Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu yıl da 14. sü düzenlenen İnternet haftasını 11–24 Nisan tarihleri arasında kutlayacağız.

Sınırları kaldıran, insanları yakınlaştıran –bazen de uzaklaştıran- bence matbaadan sonraki insanlığı değiştiren bu en önemli icatın ülkemizde de kullanılmasını kutladığımız bu haftada internet okur yazarlığını arttırmaya yönelik çalışmaların önemi vurgulanmalı, yazılımla kalkınma hem kentimiz hem de ülkemiz için en öncelikle hedef olmalıdır. Gençlerimiz cesaretlendirilmeli, bilgilendirilmeli, ilgileri arttırılmalıdır. Bizim gibi internete sonradan sahip olan nesiller teşvik edilmelidir.

Özgürlüğümüzün anahtarı olan TBMM’nin kuruluş yıldönümüne de denk gelen bu kutlamaların yeni refah ve özgürlük aracı interneti için de coşkulu geçmesini diliyorum. İnternet haftanız kutlu olsun, bilgisiz, bilişimsiz kalmayın.

Comments are closed.