Kategori Arşivi İzlediğim Filmler

Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti – Bölüm 1 (The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 1)

Sevgili okurlarım, yaklaşık iki yıl önceki yazımda serinin ilk iki filmi hakkındaki yorumlarımı yazmıştım. Serinin de bu sefer ikibuçukuncu bölümünü izledik. Böyle garip bir ifade kullandım zira, sağolsun yapımcılar üçüncü bölümü ikiye bölüp sürmüşler piyasaya. Bu da yeni moda oldu galiba, böl ikiye ver coşkuyu.

Sonraki Sayfa »

Rango

RangoRango rango :) Animasyon film izleme merakıyla gittik aldık filmi. Açıkçası bir animasyon fiilminden en büyük beklentim  “gülelim eğlenelim, seyredelim coşalım”dır.

Film rahat yaşamından vahşi batıya düşen zavallı kertenkelenin dramını anlatıyor. Açıkçası filmin konusu, sonu vs bizim Türk filmlerini andırıyor. Mesela Kemal Sunal’ın “Karlar Erimeden” filmindeki yanlışlıkla kaymakam olan, akıl hastanesi firarilerine kadar çok benziyor rango. Aşık olan kız, gözünü para bürümüş yöneticiler vs.

Bi de tabii “aman insanın açgözlülüğü, çevreyi katletmeyelim” gibi Hollywood’un beslendiği Amerikan politikalarıyla tam ters bir mesaj verme çabası…

İşte gavur yapınca rango olur, biz yapınca “aman, bayat yeşil çam filmi”. Aynı eleştriyi Avatar filmi için de yapmıştım.

Neyse fena film değil ama “Hadi mutlaka izleyin” diyemem!

Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins)

Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins) - Referansı Jim Carey olması sebebiyle gönül rahatlığıyla izlemeye başladığımız film :)
Güzel, sıcak, tüm aile birarada izleyebileceğiniz bir film olmuş. Tabii biraz çocuk filmi olarak yaklaşıldığı için bazı noktaları mantıksız ve eksik. Ama önemli güzel vakit geçirmekse mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
Mantıksız, eksik falan diye suçladık ama alttan alttan ailenin önemi, hayatın sadece çalışmak ve paradan ibaret olmadığı mesajını vermesi de takdire şayan.
Neyse sonuç olarak sevdiklerinizle bu filmi izleyin, hem güzel bir vakit geçirin hem de izledikten sonra hayat koşusunun içinde sevdiklerinize ne kadar zaman ayırdığınızı düşünün…

Arabalar 2 – Cars 2

Arabalar 2 Bayram tatili dolayısıyla “Ulen bugun ne yapsam” konulu planlarıma “mutlaka sinemaya gidilecek” maddesini eklediğim için arayışlara girmiştim. Sonunda merakla beklediğim “Arabalar 2″ filminde karar verdim. Daha önce ilk filmi daha doğrusu kısa filmi izleyim sizinle paylaşmıştım, Arabalar – Cars (Mater’s Tall Tales) adıyla.

İlk film dokuz kısa filmden oluşuyordu ve hepsi birbirinden eğlenceliydi. Ben de yeni filmde de böyle bir yaklaşım bekliyordum. Neyse arife günü Karaca Sinemasına gittim ve hayatımda ilk defa sinemada tek başıma film izledim. Yani kelimenin tam anlamıyla tek başıma. Seansta benden başka kimse yoktu ve “ara verelim” diye sordular :D Kendimi bir anda sevdiği kadın için gazinoyu kapatan fabrikatör oğlu gibi hissettim. Neyse çocuk çocuk bağırtısından uzak sakin bir film izleme şansı buldum açıkçası. Her şey iyi hoş da şu XPAN D dedikleri üç boyutlu teknolojinin tuğla gücündeki gözlüklerinden çektiğim kadar bişiden çekmedim. Yakında tövbe edicem üç boyutlu filme gitmeye.
Sonraki Sayfa »

Vay Arkadaş

vay arkadaş ya ne film yapmışlar :D

O derece olmasa güzel film olmuş, en azından sevdikleri insanlar için başlarını derde sokan üç kafadarın hikayesi konulu gavur filmlerine alternatif olabilecek bir film.

Manik karakterini (Manik-depresif  – manik depreşik de olabilir :) – bir kişilik) şu sıralar TRT1′deki Leyla il Mecnun adlı biraz romantik, biraz fantastik biraz da komik dizinin Mecnun’u Ali Atay canlandırıyor. Geniş Aile’nin “Koyu Bilal”i Fırat Tanış ise içe kapanık ve aşırı “tik”li bir insan olan “tik” karakterini başarıyla oynamış.
Sonraki Sayfa »

Şirinler

Geçtiğin günlerde, şirin bir salonda şirinleri izledik. Çok şirinledik. Sinemadan çıkarken de çok şirinserdik :)

Filmi izleyince bir yandan çocukluğa döndüm, bir yandan da çok güzel bir film izlemenin keyfini sürdük. Çok başarılıydı, sadece çocuklara değil, her yaştan izleyicinin keyif alarak izleyebileceği bir film olmuş.
Sonraki Sayfa »

Kaybedenler Kulübü

Bu ne lan? Böyle film neden yaptınız, ne anlamı var? Accık Issız Adamı andıran bu saçman suçman film, resmen bir vakit kaybı. Hiç hedefi olmayan hayatı öylece harcayana iki adamın hikayesi. Aslında çok erkeğin hayalindeki bir yaşam tarzını anlatıyor ama sağlam oyuncu kadrosunu böyle bi filmde heba etmek kimin vicdanına sığdı bilmiyorum. Benim en çok merak ettiğim hakkaten böyle bir radyo programı var mıydı, vardıysa da RTÜK neden kapatmadığı?

Neyse kayıp bi film vakti harcadık, ben ona yanarım…

Ya Sonra?

Konuşan kişiye bazen merakla bazen de dinliyormuş havası vermek için sorulan küçük bir soru: Ya Sonra?

Ya da güzel şeyler, kötü şeyler olduktan sonra insanın beklenti sorusu, bir falcıdan daha çok bilgi almak isteyen gözlerle sorulan merak cümlesi. Ya da hiçbir zaman cevap alamayacağını bildiğin halde umutsuzlukla sarfedilen ve sadece sessizliği bozan iki küçük cümle.
Sonraki Sayfa »

New York’ta Beş Minare

Mahsun abimizin son filmi. Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm referansının yanısıra güçlü oyuncu kadrosu ve bol reklamın desteğiyle oturduk başına. Güzel yapmış abimiz, başındaki çatışma sahneleri vs. başarılı.  Mustafa Sandal’ın onun ötesinde Haluk Bilginer’in oyunculuğu çok iyi. Genel olarak konu örgüsü güzel, sonunu tahmin edilemeyen filmlerden, her an sürprizlerle dolu.

Bunlar güzel ama nedense cevap bulunamayan bir çok soru ile dolu. Bu sorular öyle seyirciye bırakalım o karar versin tarzı da değil. Bildiğin bu neden lan böyle diyebileceğimiz türden. En basiti filmin sonunda -filmin sonunu da söylemiş oldum ama neyse :) – deccal diye türkiyeye getirdikleri adamın sütten çıkmış ak kaşık olduğu ortaya çıkıyor. E paşam madem bu adam tertemiz nasıl silahlı adamlar hapisten kaçırabiliyor bu adamı vs vs.

Ha bi de her film de yaptığı gibi Mahsun abimizi bizi yöresine götürüyor, filmi yine orada bağlıyor. Neyse fena film değil, acımasız olmamak lazım, ne amerikan filmleri var bu filmin eline su dökemez. Mahsun abimizin yeni filmlerini bekliyoruz.

 

Vavien

Uzun zaman oldu izleyeli ancak hala tadı damağımda bir film. Hem komedi, biraz biraz korku, çoğunlukla psikolojik takılan film de oyuncular hakkaten filmin de rollerinin de hakkını veriyor.  Seyrederken çok şey gelmişti aslında aklıma ancak şu an tam hatırlamıyor, filmi tavsiye ederken sözlerimi burada noktalıyorum :D

Thor!

Thor, düşmanın kafasına kor :) diye saçma bir slogan türettiğim bu fantastik, romantik, pisikopatik film, Asgard denilen Thor, gudubet kardeşi Loki, çok gıral babaları, Odin ve onlar gibi başka gıral yaratıkların yaşadığı gezegende geçiyor. Bi kısmı da ölümlülerin yaşadığı dünyamızda geçiyor.Aslında gezegen demeye dilim varmıyor, her yer altın kaplı gezegen mi olur? Neyse bu altın kaplı şukela mekanda günlerini geçiren odin tam oğlunu yeni gıral ilan edecekken karaktersiz Buz Devleri mekanı basmasın mı? Bassın :D Meğer ki bu buz devlerinin kuyruk acıları varmış.

Neyse Yok Edici dedikleri makina bunların haklarını avuçlarına verip gönderiyor. Sonrası cümbüş, Odin’in defasi kara Thor, gudubet kardeşi Loki ve saz arkadaşlarını yamacına katıp Buz Devleri’nin mekanını bastılar, verdiler odunu. Buz Devleri’nin beyi de tavuk mu boğazlıyonuz lan mekanım da diyerekten bunları tam iç edecekken çok gıral Kral Odin geldi, kurtardı bizim elemanları. Akabinde de asi Thor’u dünyaya sürgün etti. Hem de çölün ortasına :(

Bu sürgünlük sırasında her bilimkurgu filminde sıkça karşılaştığımız asi, dişi bilim adamlarından pardon bilim kadınlarından birine rastladı, doğal olarak aşık oldu. Sonra koca Şimşek Tanrısı insansı oldu, ötesinde adamı maymun ettiler, krep bile yaptırdılar. Aşkın gücü işte :D

Tabii bu arada karaktersiz kardeş Loki, tezgahladığı çeşitli oyunlarla kah babasını, kah kardeşini azaptan azaba sürüklemesin mi? Sürüklesin yaw bize ne demi, elin Asgardsı :D Meğer Loki Asgard’ın içinden değilmiş, karşının adamıymış. Bu arada bu olaylara doğal olarak Ameriken Hükümeti de karıştı, karışmasa şaşardım zaten. Neyseki bu sefer Amerikalılar kurtarmadı dünyayı. Ancak Asgard’da da resmi dil sanırım, Thor şakır şakır ingilizce konuştuğu gibi kendi mekanında da ingilizce konuşuyor. Boşuna İngiltere için güneş batmayan imparatorluk demiyorlar :D

Sonunda Thor, bilgeliği öğrendi, hidayete erdi, mekanına döndü, hem dükkanı kurtardı hem de gıral adam oldu. Ancak bu gidişle Thor 2,3,4 çekilir.

Film fena değildi ancak neden üç boyutlu olarak oynattıklarını pek anlamadım. Zira öyle ahım şahım bişi yoktu. Konu biraz bildik, yavandı. Yine içine umutsuz, imkansız bir aşk serpiştirilmişti. Neyse fena değildi ama sinemada o kadar para verilmez hani, milli servete yazık :(

Ev filmi

Hemen konuya dalmak gerekirse – ki dalıyorum :) – Biri Bizi Gözetliyor, Gelin – Kaynana yarışmaları, Master Cheif, Frame Turkiye gibi bilimum saçman suçman yarışmaları çok net bir şekilde eleştiren yerden yere vuran süper bir gerilim, iyi bir psikolojik gerilim. Yani insan “vay anası bizim türkler de on numara gerebiliyor” diyor :)

Film, bu BBG tarzı bir yarışmaya kafayı takan ve asabının bozulması üzerine mekanı basan bir pisikopatın yaptıklarını anlatıyor. Adam pisikopat ama bi o kadar da nazik bi o kadar da akıllı, en önemlisi çok başarılı bir yedekçi kişiliği var :) Polisi, basını ve tüm ülkeyi parmağında oynatıp on numara ders veren sevgili pisikopatımızın elini kolunu sallayarak çekip gitmesiyle son buluyor film.

Herşey on numara ancak sanırım biraz kopya çekilmiş. 2008 yapımı Untraceable -öldür.com- adlı filmdeki killwithme.com tarzı bir sitede oylama açılması ve bu oylama sonucunda filmin sonun belirlenmesi gibi ayrıntılar alıntı, ilham alınma, çalıntı, çırpıntı olarak niteleyebiliriz. Ancak herşeye rağmen izlenesi bir film, zira filmi izleyecem diye ertesi günü dükkana uykusuz gitmeyi göze almış biri olarak şiddetle tavsiye ederim.

Prestij (The Prestige)

“Bir sihirbazlık gösterisi üç bölümden oluşur. “vaat”, “dönüş noktası” ve “prestij”

  1. Vaat, sunumun yapıldığı andır.
  2. Dönüş noktasında, beklenmeyen şaşırtan olaylar gerçekleşir. İzleyicinin ağzı açılmış vaziyette; şaşkınlık  ve  gerginlik son safhada.
  3. ve prestij: Sahnede düğümün çözüldüğü an. Kaybolan tavşanın veya kuşun geri gelmesi gibi.

İşte temel olarak bunu anlatır film. iki sihirbazın bitmez tükenmez mücadelesi, en iyi olma çabası. Bu çabanın sonunda ise hırsların insanlığın önüne geçmesi, öfkenin iki tarafı da bitirmesi. Film yukarıda anlatıldığı gibi üç bölümde oluşuyor ve eşsiz bir sonla bitiriyor, bir nevi prestij bölümünde devleşiyor. Hem yüzyıl öncesi İngiltere’sini anlatması, hem de bilimkurguyla coşması üzerine de sihir aleminin gizemleriyle örgülenmesi beni benden aldı diyebilirim. Kesinlikle izlenesi bir film :)

Tron Efsanesi

Tron LegacyÖncelikle belirtmek isterimki resmen hayran kaldım filme. İzlediğim en iyi bilim kurgu filmlerinden biri olduğunu da belirtmek isterim. Tabii bunda çocukluğumdan beri hayalimde canlandırdığım bazı konuların bu filmde vücut bulması da ayrıca beni benden aldı :)

Tabii bazı detaylar ilginç. Mesela 80li yıllarda geçen filmde herşey komut satırında olması buna karşın dokunmatik klavye olması.

Film harika, ilk versiyonun daha pc’nin bile olmadığı bir dönemde çekilmesi ve böylesine bir hayal gücü insanı daha çok etkiliyor ancak filmin sonu beni üzdü, yine dünyayın kurtardınız Amerikalılar, bravo. Önce batırın sonra aha kurtardık diye alkış bekleyin. Ben en çok buna kızıyorum.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim kahramanın digital dünyada programların önüne suçlu gibi çıkarılıp “bakın sizi hor kullanan kullanıcı bu” demek de hoş bir espri olmuş :)

Neyse genel olarak izlenilmesi gerekli bir film olarak tarihe not düşmek istiyorum :)

Kurtlar Vadisi Filistin

Askerliğim boyunca vizyona ha girdi ha girecek diye bekleyip sanki bu filmi izleyince askerlik bitecekmiş gibi kendimi şartlandırmıştım. Bir nevi vizyona girmesi bizim şafağın bitmesi olacakmış gibi geliyordu. Amma velakin ben terhis oldum, üzerinden iki hafta geçti anca vizyona girdi. Neyse ben de askerlikteki saplantımı sonlandırmak için kalktım gittim filme.

Gitmez olaydım, ona vereceğim parayı kaybetsem bu kadar sinirim bozulmazdı. Bu ne arkadaş yaw? Kurtlar Vadisi Irak senaryosu, kurgusu, kadrosu ve efektleriyle bence güzeldi. Ama bu, bu ne? Hemen söyleyeyim, senarist filmin çekileceği son gün Kurtlar Vadisi Irak senaryosunu Word’de açmış, Irak olan yerleri Filistin, Marshall olan yerleri Moşe ve diğer unsurları CTRL+C,CTRL+V marifetiyle değiştirmiş, kaydedip yapımcıya göndermiş. Masraftan da kısmak için bütün oyuncuları içimizden seçmiş.

Polat amcanın heryere ateş edip posta koyması dışında bir durumun yaşanmadığı filmde yahudi kızın polat’a aşık ettirmek ile alakasız bir zikir sahneleri de ayrıca izlenilmemesi gereken durumlar.

Neyse Kurtlar Vadisi benim için bitmiştir, daha da film yaparlarsa gitmem, paramı sokağa atmam :(