Kategori Arşivi Sevgili Günlük - Page 2

Durmak yok, Bloga devam…

Çok sevgili, çok saygıdeğer, efendime söyleyeyim, böyle iyilik meleği gibi, muhteşem insanlar olan değerli okurlarım,

Blog Ödülleri 2009‘a resmen aday oldum. Harika, mükemmel, okuyanında nefesini kesen, pörfekto blogumla “Letoonia Resorts Kişisel Bloglar Kategorisi“ndeki yerimi almış bulunmaktayım. Gördüğüm kadarıyla rakibim çok ama tatil ödülünü almak istiyorum. Eğer bu ödülü kazanırsam yapacaklarımın bazılarını sıralamak istiyorum:

  • Her gün güncel bir yazı,
  • Daha çok macera, daha çok adrenalin,
  • Girdiğinizde sizi tanıyan ve o anki ruh halinize göre çeşit çeşit şebeklikler yaparak güldürecek yeni tema,
  • Gece yarısı kuşağında yakası açılmamış sohbetler,
  • Ne, nerede, kiminle, ne yapıyor
  • ve daha bir çok yenilik.

Bazı sloganlarım: İşimiz blog, gücümüz blog. Sen nioya’sın büyük düşün. Fark var. Yes, we can :)

Unutmadan hemencecik linki vereyim: http://2009.blogodulleri.com/blog/-ne-is-olsa-yazariz-abi—–nioya

Hanimiş benim şirin, tatlı, bal gaymak okuyucularım, oyunuzu bana verirsiniz demi, verirsiniz verirsiniz. Vermezseniz küserim bak :)

Hususi ve çok mühim not: Oy verebilmek için kayıtlı kullanıcı olmak gerekiyor. Bu nedenle yukarıdaki linke tıkladıktan sonra sağ üst köşede pembiş pembiş, şirin şirin salınan “kayıt ol” linkine tıklayın, geçerli bir e-posta adresi yazın, bir şifre girin. Kayıt ol deyin. sonra e-posta doğrulama sayfası gelecek karşınıza, bu esnada da adresinize bir doğrulama kodu gelecek, (1-2 dakika sürebilir) o kodu doğrulama sayfasına girerek hesabınızı aktive edebilir ve sevgili bloguma oy verebilirsiniz. Blogumu bulamazsanız kayıt olduktan sonra yukarıdaki adrese girerek ulaşabilir, mübarek oylarınızı verebilirsiniz. :) :) :)

Çeyrek Asırlık adamım artık

Bir doğum gününü daha geride bıraktık. Doğum günümü türlü yollardan kutlayan tüm dostlarımı sonsuz teşekkürler. 25 yaşına hamdolsun bastım artık. Yani yüzyılın dörtte birini yaşamış sayılırım. Ayaklı tarhi, yüzyıllık adamım heheh. Neyse şaka bir yana bir önemli tarihti aslında bu 9 Nisan. Emelle 4. yılı bitirdik 5. yıla ayağımızı attık. bu iki önemli olayı kutlamak amacıyla yıllardır (4 yıldır) gitmeyi düşündüğümüz Çeşme’ye bir kaçamak yaptık. Yılın bu zamanında kafasını dinlemek isteyenler için idael. Çeşmeye gitmişken bir de Ilıca dolaylarına akalım dedik. Tabii ılıca daha da bir sakin çıktı, geri dönmeye de üşendik, baya bir takıldık Ilıca’da. Uzun uzun sahilinde filmlerdeki gibi çıplak ayak yürüdük, bir de şu fotoğrafı çektik:

Bu güzel bahar günü, iş, güç, yüksek lisans, askerlik, ekonomik kriz düşünmeden o sahil senin bu ılıca benim diye salınırken bir güzel olay daha oldu. Adana dolaylarından Ali Abi, ablama Niğde’nin en işlek caddelerinden birinde, evine astığı bir-iki adam boyu pankartla ve tek taş yüzükle evlenme teklifi etti. “Ayy çokk romantik” dedi emel, ahanda dedim, yaktın beni ali abi, çıtayı yükselttin, artık dağa evlenme teklifini yazıp Google Earth’ten göstersem anca keser bizi. Neyse Allah mesut eylesin inşallah ablamla Ali Abi’yi ne diyelim. Bu çıta mevzusunun rövanşını da artık istemeye geldiklerinde alırım, heheh yaşasın kötülük :D

Yeni site

Çok uzun zaman oldu gene buraya bir şeyler yazmayalı. Her niyetlendiğimde birşeyler çıkıyor erteliyorum. En sonunda bir vakit oldu yazıyorum işte. En önemli haber artık sitemin adresi değiştir. emrahonder.com’dan oldukça sıkıldım ayrıca biraz çocukça, biraz da milletvekili seçim kampanyası gibi gelmeye başlamıştı. Liseden en yakın arkadaşım özgür’ün bahsettiği bir kelime vardı her zaman, “Ne iş olsa yaparız abi”nin kısaltılmış hali olan nioya… Site işleriyle haşır neşir olduğumdan beri bu domaini almak için uğraştım en sonunda geçen sene bu istediğime nail oldum çok şükür. Şimdi de blogumu bu domaine taşımaya karar verdim. Zira bir baktım ki artık moda olmuş, isimsoyisim.com almak. Biraz değişiklik iyi gelir sanki. Artık  “Ne iş olsa yazarız abi” olarak değiştirdiğim nioya.com’dayım :)

Logomuz

Sonunda şirketimizin logosuna kavuştuk:

Şirketimizin kuruluşu

Bugün Alperenle uzun zamandan beri hayalini kurduğumuz şirketin resmi işlemlerini başlattık. İmzaları attık. Şirketimizin ismi Beyaz Piramit Bilgi Teknolojileri Bilişim Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Adıyla büyüsün, inşallah önemli işlere imza atar, kalıcı olabiliriz.

AVEA Hayatımın Fikri Projesi

Alperenle Onur Abi’nin (Onur Günduru) yanındaki staj günlerimizin sonlarına doğru tezi ne konuda yaparız diye kafa patlatıyorduk. GSM üzerine bir şeylerin hem yaratıcı hem de karlı olduğu konusunda anlaştık. Tez hocası olarak da Belgin Hocamızı ikna etmeyi başardık. Başladık çalışmaya. Başladık diyorum ama adettendir diye :D Neyse günler birbirini kovalar, biz kör topal ilerlerken bir tez toplantısında hocamız can alıcı soruyu sordu: “GSM operatörleriyle görüştünüz mü, görüşmediyseniz nasıl ulaşmayı düşünüyorsunuz?” İşte o anda Alple benim sistem çöktü, yeniden başlattık para etmedi. Üzgün ve süzgün olarak hocanın odasından çıkıp sınıfa doğru giderken Cihatla Borayı gördük. Afiş asıyorlardı, gözümüz takıldı afişe ana o ne Avea’nın logosu. Bu nedir falan dedik, anlattılar sağolsun, böyle bir yarışma var falan diye. Neyse biz de dedik, biz bu yarışmaya gireriz en azından Avea ile iletişimi sağlarız. Tez hocamıza konuyu açtı, sağolsun sonuna kadar destekledi, yol gösterdi. Belirtilen gün ve saatte (http://forum.iyte.net/showthread.php?t=19715 – 6 Aralık 2007) tanışma toplantısına katıldık. Bize danışmanlık yapacak MG Danışmanlık’tan Gülsüm Hanım, TOG’dan Seval ve Avea’dan Elif Hanım gelmişlerdi. Herkes hazırlıklar yaparken biz Alple yine deli cesaretimize sığınarak demin saydığım katılımcıların yanında bitiverdik. Selam, kelamdan sonra bizim süper bir fikrimiz var, kesin kazanırız az bizi bi dinleyin dedik. Kelimenin tam anlamıyla şok geçirdiler. Dilerseniz sunum hazırladık gösterelim dediler. şaşırdılar, kesin teknoloji ödülü sizin falan dediler. Biz hemen inanamadık tabii ama Allah söyletti sanırım. Günler günler geçti, hem tez hem de iş planı hazırlama safhası zorlu geçti. 34 sayfalık iş planını 4-5 kere tekrar tekrar doldurmak baya yıprattı :)

Sonunda 16 Temmuz 2008 günü 9.00 uçağıyla yola çıktık Alperen, ben. İstanbulda gün, mümtaz, ibrahim ve evrim ile buluştuk otelde. O gün eğitimvari bir çalışma oldu. Eğitimvari diyorum çünkü önceki kazananlar ve kazanamayanlar deneyimlerini paylaştı. Ayrıca kazanırsak sonrasında ne olacak konulu tamamen
duygusal soruların cevaplarını aradık. Eğitim bitti, odalarımıza çekildik ertesi günü karşılaşacağımız jüri üyelerini incelemeye koyulduk.

Yarışma Swiss Otel’de yapılacaktı. Sabahtan Alple kalktık, kahvaltıyı mütakip tezimizin bir kopyasını bastırdık. Artık tüm dökümanlar hazırdı. Takımlarımızı giydik, kağıtlarımızı, afişleimizi ve bilgisayarlarımızı alıp bizi bekleyen servise atladık. Büyük heyecanla otele ulaştık standlarımızı hazırladık. Müşteri beklemeye başladık :D Müşteri dediğimtabii jurilerdi. Hepsi önemli, değerli insanlardı. Jurilerimiz:

İbrahim Betil, TOG Yönetim Kurulu Başkanı
Cüneyt Türktan, Avea CEO
Baybars Altuntaş, Deulcom International Yönetim Kurulu Başkanı
Ralf Arditti, TOG Yönetim Kurulu Üyesi
Babür Arslan, Travelium Turizm Acentası Yönetim Kurulu Başkanı
Gila Benmayor, Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı
Gülsüm Çıracı, MG Danışmanlık Sahibi ve Proje Eğitmeni
Ferruh Gök, ITO Yönetim Kurulu Üyesi
Yusuf Güvenç, TOG Genel Müdürü
Bülent Hiçsönmez, Google Türkiye Genel Müdürü
Pınar Kaya, Avea Kurumsal İletişim Direktörü
Aslı Kurul, Endeavor Girişimcilik Hizmetleri Müdürü
Ömer Taviloğlu, Mudo Yönetim Kurulu Üyesi

Baybars Altuntaş, Ferruh Gök ve Babür Arslan ile görüşmemiz sakin ve iyi gitti. Gila Benmayor çok tatlı ve sıcakkanlı tavırlarıyla dinledi bizi. Gülsüm Abla(Çıracı) juriden çok hoca gibi davrandı, sağolasun tiyolar verdi. Ömer Taviloğlu da sıcak davrandı, en son giderken”ne kadar lazım size” diye sordu. Ben “30000 lira lazım ama 15000 e de fit oluruz “dedim. Sanırım sinirlerim o an biraz boşalmıştı. Ömer Bey şen bir kahkaha atıp, “bu adama dikkat etmek lazım, çok tehlikeli” deyip Günlerin standına geçti. İbrahim Betil ve Yusuf Güvenç beyler geldi ardından onlar pek üzerinde durmadılar projemizin ancak yine de çok dikkatlice dinlediler. Heyecan bitmemişti esas projemizi anlatmak istediğimiz Avea CEO Cüneyt Bey’in Pınar Hanımla beraber bir anda standımıza geldiğini gördük. Heyecandan elim ayağıma dolaşıyordu. Projemizi anlatmaya başladık, Alple. Bir yandan Alp, bir yanda ben yaklaşık 7 aydır hazırlandığımız
anda nefes almadan anlatıyorduk. Teknoparka kabul edildiğimizi, çalışmamızın zaten tezimiz olduğunu, buraya gelerek zaten kazandığımızı, destek almasak bile devam etme azminde olduğumuzu anlattık. Sonunda bazı sorular sordu ve dedi ki “ee sizin şirketiniz var, belki paranız da vardır, bizden ne bekliyorsunuz”, cevaben biz de “Bizim iyi bir fikrimiz ve sonsuz bir cesaret, sabrımız dışında bir şeyimiz yok”dedik. Gülümsediler, “tamam, yarışmadan sonra görüşelim” dedi, Pınar Hanım kartını verdi, yarışmadan sonra görüşelim dediler ve gittiler. Sevinçten havaya uçmamak için zor tuttuk kendimizi :) Ardından Bülent Bey geldi standımıza. Geldi elini uzattı, “Ben Bülent, Google Türkiye’den”. O an dilim tutuldu. Yıllarca arama motoru diye nicesine sarıldığımızı Google kanlı canlı karşımızdaydı :D :D kısa süren tutulmadan sonra yine Alple bastırdık, ama biraz törpüledi kendisi bizi. Biraz moralimiz bozulsa da gülümsemeye devam ettik, ta ki Ralf Arditti beyle görüşene kadar. Kendisi neredeyse tüm standları dolaşmış olmasına rağmen bize gelmemişti. Biz de dedik ki o gelmezse biz ona gideriz. Kendisi salonun ortasındaki koltuklarda dinlenirken yanına gittik ve heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladık ki. Can alıcı sorularla bizi bir güzel düzeltti, yıprattı. Ama asla vazgeçmeyeceğiz dedik, tamamdır dedi gitti.

Son juri, son darbe yıkıcıydı :( Juri ziyaretleri bitti, juriler toplantıya girdi. Biz de getirilen tabu, wii vs ile takıldık, Alple oteli gezdik. İYTElilerle derin geyiklere girdik. Artık akşam olmuş, otel içerisindeki Sultan Park’ta ödül töreni hazırlanmıştı. Gittik, İYTEliler olarak bir masa bulduk, çöktük, kaderimizi beklemeye başladık. Son jürilerden sonra açıkçası umudumuzda ufak da olsa bi zedelenme meydana gelmişti. Neyse ödül töreninden önce yemekler geldi ama bizim Alple bi kaşık yiyecek halimiz yok. Yemekler geliyor, gidiyor, biz sadece bakıyorduk. Sonunda tören başladı. Tüm İYTEliler destek hakkı kazanmıştı. Ama bizim ismimiz hala okunmamıştı. Bari sadece destek alsaydık demeye başladık. Heyecan ve sıkıntı midemizi kemirirken sunucu, “sıra geldi teknoloji özel ödülüne” dedi. O an sanki zaman durdu benim için. Ödül sahibini açıklayacağı zamana kadar geçen süre sanki 1-2 yıl gibiydi. Sunucu “ve ödül izmirin dedi”. O an zaman tekrar akmaya başladı. Nasıl yerimizden kalktık, sahneye gittik hatırlamıyorum. Sahneden inince ilk iş aileleri, arkadaşları aramak oldu. O an hayatımızın akışı değişmişti. İdealler için koşmak üzere değişmişti.

Konseyde, topluluklarda, şurda burada çalışırken hep düşünürdüm ister istemez, bunları yapıyorum ama bana faydası ne diye. İşte o gün faydasını görmüştüm. Yılların çalışmasının mükafatı belki de buydu… Ödül töreni sonrası Bremen Mızıkacıları adlı grupla eğlendi, standları toplayıp otele döndük. Alple ilk iş
bu haberi 3 yılımızı verdiğimiz siteye, iyte.nete geçmek oldu. Toplu İYTE fotoğrafı ve teknoloji özel ödülümüzle haberi geçtik. Gece 4 olmuş, biz heyecandan hala uyuyamamıştık. Oysa ertesi gün uçak için 6′da kalkacaktık. Neyse sabah oldu, izmire döndük…

Sonuca gelirsek çok güzel, zorlu ve eğlenceli bir yarışmaydı. Okul yaşamımın en heyecanlı olayıydı. ÖSS, hazırlık finali, vizeler, finaller, proje sunumları, kulup ve konsey işleri, otobüs eylemi () , teknopark ve yüksek lisans mülakatlarını göz önüne aldığımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. İnanılmaz bir deneyimdi. Sıtkı Hocamızın birinci sınıftan beri dediği acımasız piyasayı gözlerimizle görme imkanı bulduk. İnşallah gelecek yıl okulumuzdan daha çok arkadaşımız bu yarışmaya katılarak kendi işini kurmak için çaba gösterir.

Kim ne derse desin en azından kendi bölümümde iyi yetiştirildiğime, yüreklendirildiğime inanıyorum. ÖSS tercihlerim sırasında İYTE’yi ikinci tercihe yazsaydı inanıyorumki şu an bu satırları yazmak yerine bir şirkette bir patron için koşuşturuyor olurdum. Mutluyum ve tüm hocalarımıza, özellikle tez hocamız Belgin Ergenç’e teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.

Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Okulumuzun bu yarışmayı kazanan ve başka yarışmalara katılan, kazan öğrencilerini, mezunlarını, mensuplarını duyurmasını, sahip çıkmasını bekliyorum. Ancak o yönde ne yazıkki bugüne kadar birşeyler eksik kaldı. İYTE bence kendini tanıtmak istemiyor ya da tanıtmayı
beceremiyor. Artık ismi her neyse. Alperen iyte.net’e yazmış, ben de baktım Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi resmi sitesinde anasayfada yayınlamış haberi.(http://www.comu.edu.tr/duyurular/news/news_detail.php?id=3720) Bir de üstüne “Hayatımın Fikri- Gençlik İçin Girişimcilik” Proje Yarışmasından Öğrencilerimiz Bu Yılda Başarılı Sonuçlarla Döndüler” demişler. Pekala bizim okul da “Hayatımın Fikri- Gençlik İçin Girişimcilik” Proje Yarışmasından Öğrencilerimiz %100 Başarıyla Döndüler” denebilirdi. Hadi bizimkini geçtim, bilimsel başarı kazanan arkadaşlarımız bile yayınlanmıyor, anlamıyorum neden, anlamıyorum neden, anlamıyorum neden…

İşte Teknoloji Özel Ödülümüz:

Bu da çekimiz:

Standımız ve biz:

vee ödül alırken:

(Soldan Sırayla Cüneyt Türktan – Avea CEO, Alperen Aybar, ben, Pınar Kaya – Avea Kurumsal İletişim Direktörü, İbrahim Betil, TOG Yönetim Kurulu Başkanı)

Proje Pazarı

Ev arkadaşım Onur Adsay ile neredeyse bütün kış uğraşarak KOBİler için içerik yönetim sistemi yazdık. Adıyla büyüsün Onur koydu adını WebArtı. Bayağı uğraştık, hele Onur tasarımla resmen boğuştu. Neyse bunu nasıl tanıtırız, nasıl pazarlarız derken, bir duyuru gördük. Okulumuz yani İYTE bir proje pazarı düzenliyordu. Mükemmel yaw. Üniversite-sanayi işbirliği doruk noktasına çıkacak, biz de bundan yararlanacaktık. Başımızı hemen vurduk, akabinde kabul edildik. Sonra onur bir-iki gece sabahlayarak güzel bir afiş yarattı. Aşağıdaki afişi:

ilki 18 Haziran 2008 Çarşamba günü Makina Mühendisleri Odası’nın Tepekule adındaki kongre merkezinde olacağı, ikincisinin ise 25 Haziran 2008 günü Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi İdaresinin binasında olacağı duyuruldu.

Ödüller de iyi sayılırdı, birinci 1000, ikinci 750, üçüncü ise 500 lira alacaktı.Neyse 18′inde koşa koşa gittik,
Onur’la. Hatta kartvizit bile bastırdık. Hayatımın ilk kartviziti:


Gittik sabahın onunda başladık beklemeye. 100′den fazla proje vardı. Biz sanayiden insanlar beklerken biz bize takılacağımızı anladık. Gelen giden pek olamadı tabii sanayiden, makina mühendisleri odasından bir-iki kişi geldi sadece, gerisi İYTEliydi. Yani iyteliler projelerini birbirine anlattı. Sonra birinci, ikinci falan açıklandı. Birinci olan arkadaşın birinciliğini kutlamak lazım, sonuna kadar haketmişti. Neyse o gün bitti, umutları Kemalpaşa’ya bağlayıp sessizce dağıldık.

Ablamın Niğde’ye tayini nedeniyle günü birlik bir Anadolu turundan ayağımın tozuyla Kemalpaşa’ya gittik. Hatta o kadarki Ankara – İzmir otobüsünden Kemalpaşa kavşağında inip serginin yapılacağı yere gittim. Önemli bir mevzu tabii, tüm Kemalpaşa Organizeden sanayici ve kobiler İYTE Proje Pazarı‘na akacak, istediğimiz tanıtımı yapacaktık. Ama İYTE makus talihini orada da yenemedi, İYTEliler birbirine anlattı hikayelerini sabahtan akşama kadar ayakta kaldığımızla kaldık, net bir sonuç elde edilemedi. Umarım gelecek senelerde daha çok pardon birçok sanayicinin ilgisi bu etkinliğe çekilebilir. İYTE hakkettiği ilgiyi birgün elde eder, umarım.

Bu da o günden bir hatıra, afişimiz ve biz:

Mezuniyet ve İYTE

Yağmurlu bir gün, 13 Eylül 2002 ‘de girdiğim İYTE’den sıcak bir gün, 27 Haziran 2008′de resmen mezun oldum. Açıkçası diplomayı alana kadar pek inanamadım. Hatta alınca da yerime geçince hemen açıp baktım, arkasına falan baktım, gerçek mi diye :D İYTE’de resmen büyümüştüm. Genç bir çocuk olarak girdiğim bu
okuldan olgun, kendine güvenen bir mühendis olarak çıktığımı hissediyorum. Neler neler vardı ki anılarda…
-Mesela hazırlıktaki günlerimiz. Alsancak’ta geçen günler. Geyiğin haddi hesabı yoktu. Ha bi de gözümüz yüksekteydi, girip ortalamanın dibine vuracaktık. Anadolu Halkbilim Araştırma ve Tanıtma Topluluğu kısaca AHAT dediğimiz bir topluluk hayalimiz vardı. Eskileri yaşatacaktık, herşey hazır gibiydi, kurucular,
yapılacaklar vs vs. Günler geçti.

-Lisansa başladık, tabii lisans bizi tren çarpmışa döndürdü. Ne idealler kaldı geride, ne de topluluklar… Birinci sınıf kabus gibiydi. İlk dönem 1.34, ikinci dönem ise 0.4 ile bir rekora imza atmıştım. Doğal olarak toplamda 0.89 GCPA ile çakmıştım. Öğrenim hayatımda ilk defa tam anlamıyla dibe vurmuştum. O yıl ablamın da tayini çıkınca sanki herşey üzerime yıkılmıştı.
-Ertesi sene sağolsun Cüneytle kalmaya başladık. Sınıfta kalmıştım, ailem yanımda değildi, kalbimin bir kısmı yıkık başladım o seneye. Sınıf arkadaşlarımın büyük bir kısmı üst sınıfa geçmişti. Tam bir umutsuzluk. İlk dönem zaten 4 dersim vardı, intro, c, calculus, fizik. Bi de ben calculusla C’yi yükseltmek için
almıştım. calculus dd idi, dc ye yükselebilmiştim. Neredeyse her gün evdeydim. Birde 256 k internet bağlatmıştık. Şu anki ünlü göbeğim işte o günlerde zuhur etmişti :D Neyse lafı uzatmayayım Cüneyt, Allah razı olsun çok destek oldu kendimi toparlamamda. Dibe vurmuşken su yüzüne çıkarttı. O günlerde Emel çıktı karşıma ve beni ayağa kaldırdı. Yine o yıl Alperen’i tanıdım, iyte.net kurulmuştu.
-İkinci sınıfa geçtim. O sene Alperenle öğrenci topluluğu kurmaya karar verdik. İYTE Tanıtma Topluluğu tüzüğü hazırdı. Bülent Abiye gittik, bize girişimtopluluğunu almamızı önerdi. Gittik almaya, genel kurul yapacağımız gün deprem oldu :) günler geçti, cüneytle yurda çıktık, yurt macerası başladı. Survivor İYTE :) iyte.net büyüdü gelişti, biz de onunla büyüdük. İlkleri gerçekleştirdik, ama hep ilkler acı verdi. Bu öldümeyen acılar, geliştirdi, güçlendirdi.
-Üçüncü sınıfta hala yurttaydım. Sorunlar diz boyu ama bir önceye göre daha iyiydik. Konsey başkanlığına soyundum. Aynı anda başkanlık, haftasonu part-time gazetede çalışmak, bi de konserdi oydu buydu hadi etkinlik yapak demeler resmen beni bitirdi. Dersler cabası.
-Dördüncü sınıf nasıl geçti anlamadım. Söylemem lazım, üçüncü sınıf sonunda ilk sene çaktığım için yurttan çıkarttılar. Napcaz netcez derken onur ve ersinle urladaki eve çıktık. Öğrencilik hayatımın bence en güzel senesiydi. Evde kalmak, gelen giden, kafan rahat. Aralığa kadar başkanlığı sürdürdük, eylem falan,
filan derken o dönem bitti. Sonra hayatımın ilk işinden istifa ettim :D Zaman yetmiyordu, son bir ay kala ayrıldım gazeteden… Tabii her güzel şeyin bir sonu olur misali sene bitti, evi boşaltmak ve eski haline döndürmek bir hayli zordu. Ayrıca ev sahibinin bir ay kala eve gelip çökmesi, sinirlerimi yıprattı. Evden gönderinceye kadar o kadar uğraştım ki anlatamam. Zira kendisine aralıksız 5 saat laf saydım ve gönderdim çok şükür. Velhasıl kelam, uzun ve yorucu bir altı sene sonunda bitirdik bu okulu. Ama kesti mi, kesmedi. Mazoşist diplomamızı almayı mütakip koşa koşa yüksek mazoşistlik sınavına girdik :D iki yıl önce deselerdi ki dediler yüksek yapacak mısın diye gülerdim ve dalga geçerdim ki yaptım. Ama şimdi yüksek lisans mülakatını kazandım ve başlayacağım. Ne demişler ne oldum değil, ne olacağım :D

Mezuniyet törenimizden iki kare:

Tüm Lisans Mezunlarımız…

O an: Diploma mutluluğu

Çoktandır

Neredeyse 1 ay oluyor sevgili günlüğüme birşeyler yazmayalı. Neler oldu neler… Mezun oldum. Evet şaka gibi, bi ara hiç bitmeyecek sanmıştım. O kadar uzun gelmişti bana. Tıp okusam doktor çıkardım, 6 yıl okudum dile kolay. Urladaki evi boşalttık, ilk haline getirmek uzun zaman aldı gerçekten :D Onurla Proje Pazarına katıldık, ayrıntılar ilerleyen günlerde.. Vs vs

Göl Evi

Göl Evi filmindeki cam eve bayılıyorum. Değerli arkadaşım mimarlık öğrencisi Başak Dilmen kardeşime de söyleyip duruyordum, böyle bir ev yap bana diye… O da sonunda istediğim evin maketini yapmış. Büyüyünce Gülbahçe sahilinde İYTE manzaralı bir arsa alıp camdan bu evi yaptıracağım. Tabii o zaman Göl Evi değil Körfez Evi olacak biraz ama olsun. Ayrıca Başak’a sözüm var, kapısına “Bu güzel körfez evi Yüksek Mimar Başak Dilmen tarafından tasarlanmıştır.” yazdıracağım. heheheh

İşte körfez evim:

Güncelleme

WordPress 2.3.2 sürümünün çıkması şerefine sitemde bir takım değişiklikler yapmaya karar verdim. Tabii önce 2.3.2′yi indirip kurmakla başladım işe. Sonra düzgün bir tema arayışına girdim. Eski resimleri andıran bir temada karar kıldım. Türkçe’ye çevirmek zaman aldı. Sonra mynette gördüğüm facebook’ta paylaş linkine özendim, güzel bir eklenti buldum: eklebunu.com. umarım ekleyenler olur. Bu eklenti birçok sosyal siteye girdileri göndermenizi sağlıyor, tavsiye ederim. Bu arada su an gece 3 suları ve benim pazartesi beni bekleyen 2 kapı gibi final bir de ödev var haydi hayırlısı :D

Plaket

Bugün hayatımın ilk plaketini aldım. En çok da okulumdan ve dostum Gürhan’ın elinden almak beni mutlu etti. Rektör – Öğrenci Buluşması nedeniyle toplanmıştı herkes. Gürhan her zamanki gür sesiyle güzel bir konuşma yapıp beni sahneye davet etti ve plaketimi verdi. Ben de konuşma yaptım, tabii baya bi geyiğe vurdum, umarım kimse darılmamıştır. Açıkçası yaptığım konuşmada çok eğlendim, bazı kısımları gerçekten komikti sanırım, hocalarımız da baya güldüler. (hehehhehe) Neyse bu plaket aslında yaklaşık üç yıldır çeşitli adlarla aldığım sorumluluk ve görevlerin tek ve biricik ödülüydü. Neler yaptım diye bi baktım o plaketi alırken. Sanırım iyi şeyler yapmışım. Herşey önce Alperenle iyte.net ortaklığımla başladı. Sonra bir topluluk kuralım istedik: İYTE Tanıtım Topluluğu. İkinci sınıfın neredeyse ilk günleriydi. Bize SKS Daire Başkanlığı’ndan Bülent Tan ile görüşmemiz söylendi. Biz de koşa koşa gittik. Bülent abi bize yol yordam gösterdi, dedi ki kulup zor kurulur, kurulmuş olanlardan bir tanesine talip olun, mesela Girişim Kulübü…”. Devraldık. Sonrasında hem kulup hem de iyte.net içim koşturmaya başladık. Geçen sene de konsey için ter dökmeye başladık. Bir ara radyoda da takılıyordum. Neyse hepsini bitti şimdi… İnşallah bu sene mezun olup gerçek hayata dalacağım. Yine inşallah gerçek hayatta da başarılı olur, bu plaketin yanına yenilerini eklemeye başarırım…

İşte bu da plaketim:(hehehehe)

çok şükür bitti…

Yeni konseyimiz belli oldu. Buradan yeni temsilcilerimizi öğrenebilirsiniz.

-Yeni konseyimize ve tabii ki yeni başkanımız Gürhan’a başarılar. Çok şükür seçim süreci tamamlandı ve yeni konseyimiz belli oldu. Gürhan ve önceki temsilci arkadaşlarla birçok çalışma yaptık. En önemlisi uyum içinde İYTE için çalıştık. Gürhan ve yeni temsilci arkadaşlarımızın da bu çizgiyi sürdürerek İYTE’yi geleceğe taşıyacağına eminim.

-Seçimlerin resmen sonuçlanmasıyla bir yılı aşkın süredir yapmaya çalıştığım konsey başkanlığı görevim çok şükür bitti. Böylece İYTE’deki tüm resmi ve gayriresmi görevlerimiden fiilen ve resmen ayrılmış oldum. Artık kendimi bilime ve sanata verebilirim

- 2004 yılından beri sürdürmeye çalıştığım işler benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Çok şey öğrendim, çok şey yaşadım. Bu çalışmalarımda bana destek olan kardeşlerim, Alperen Yusuf Aybar ve Gürhan Özsamancı başta olmak üzere tüm arkadaşlarıma, Bilgisayar Mühendisliği bölümü başta olmak üzere tüm hocalarıma, Prof. Dr. Halis Püskülcü başta olmak üzere tüm İYTE yöneticilerine, idari personelimize kısacası tüm İYTElilere sonsuz teşekkürler…

2007-2008 Akademik Yılı Açılış Konuşması

Sayın Bakanım, Değerli konuklar ve sevgili İYTEliler,
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün onbeşinci açılış törenine hoşgeldiniz. İYTE’ye onuncu yılında giren biri olarak onbeşinci yılda öğrenci arkadaşlarım adına konuşmak benim için büyük bir onur ve gurur kaynağı. Bu beş yıllık süre içerisinden İYTE’nin büyüyüp gelişmesine, serpilip atılmasına tanıklık eden, destek veren şanslı kişilerden biriyim, bu nedenle konuşmamın aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza ışık tutacağına inanıyorum.

Öncelikle yeni gelen arkadaşlarımıza hoş geldiniz demek istiyorum. Bu okulu seçerek hayata bir adım önde başlıyorsunuz. Bizler, sizlerin abileri, ablaları olarak birçok sorunu çözmeye çalıştık ve daha iyi bir İYTE bırakmayı hedefledik. Tabii ki siz de öğreniminiz süresince birçok sorunla karşı karşıya kalabilecek, bunları çözmeye çalışırken, hayata bir adım daha yaklaşacak, biraz daha İYTEli olacaksınız.

Sizlere, gözümüz gibi baktığımız ve gözünüz gibi bakacağınıza inandığımız üç öğrenci kurumunu emanet ediyoruz. Bunlardan ilki sosyal İYTE’nin garantisi, tüm öğrenci topluluklarımızdır. Düşünsel gelişimden, bilimsel etkinliklere kadar bir çok alanda faaliyet gösteren topluluklarımızın ayakta kalabilmesi için İYTEliler en zor anlarda bile pes etmeden çalışmışlardır. Bu konuda hassas davranarak gereken kolaylığı ve desteği sağlayan hocalarımıza ve İYTE çalışanlarına arkadaşlarım adına şükranlarımı sunuyorum. Şüphesiz ki akademik başarılarını sosyal etkinliklerle taçlandırmış bir İYTE, adını daha iyi duyuracak, hakettiği ünü daha çabuk kazanacaktır.

İYTE’nin gülen yüzü, öğrenci portalımız iyte.net ise, bizlerin doğumundan büyümesine, emeklemesinden koşmasına kadar olan tüm süreçlerinde çocuğumuz gibi üzerine özveriyle titrediğimiz Enstitümüzün vazgeçilmez sanal kurumudur. Enstitü ile ilgili haberlerin en hızlı ve doğru yansıtılmasını, aramızdaki iletişim sıkıntısını giderilmesini, İYTE’nin birliğini sağladık bugüne kadar. Sizler, yeni İYTEliler de iyte.net’i sırtlayıp ufkunu genişletecek, geleceğe taşıyacaksınız.

Tabii az önce bahsettiğim üç öğrenci kurumunun belki de en önemlisi İYTElinin gücü, İYTE Öğrenci Konseyi’dir. 2006 – 2007 Akademik yılı faaliyet raporumuzda ayrıntılı olarak bulabileceğiniz akademik ve sosyal çalışmalarımızla doktora, yüksek lisans ve lisans düzeyinde öğrenim gören 2500’i aşkın arkadaşımızın daha rahat şartlara kavuşmasında çaba sarfettik. Her zaman ‘Saygın Konsey, sorunsuz – sosyal İYTE’ ilkesini benimsediğimiz çalışmalarımızın sonuçlarını geçen yıl ile şu anki durumumuzu kıyasladığımız zaman çok net olarak görebilmekteyiz. Bu da beni ve Konseyimiz için ter döken tüm temsilci arkadaşımızı gururlandırmaktadır. Tabii kimi sorunlarımız var ki yoğun çalışmalarımıza rağmen halen çözülememiştir. Bu sorunların başında, hepimizin sıkıntısını çektiği ulaşım yer almaktadır.

Hiç şüphesiz, şehir merkezine oldukça uzak bulunan enstitümüz konumundan dolayı ciddi ulaşım sıkıntıları yaşamaktadır ve bundan tüm birimlerimiz etkilenmektedir. Ancak büyükşehir belediyesinin sınırlarına girmemiz ve bizden neredeyse 40 dakika uzaktaki Mordoğan beldesine otobüs seferlerinin başlaması, bizleri sorunun en kısa zamanda çözüleceği konusunda umutlandırmıştır.

2006 – 2017 Stratejik Planında İzmir Kent Vizyonunu “kentlilik bilincine sahip, turizm, ticaret ve yüksek teknolojide öncü, Akdeniz’in kültür ve sanat merkezi, liman kenti olmak” diye tanımlayan Belediyemizin İzmir’in tek yüksek teknoloji enstitüsüne otobüs seferlerini ivedilikle başlatacağına inancımız tamdır.

İYTEliler, hiçbir zaman pes etmeden ve karşılık beklemeden bu enstitü için, hepimiz için çalıştık. Bizlerden sonra sizlerin de bunu devam ettireceğinize ve siz saygıdeğer hocalarımızın da öğrenci arkadaşlarımın bu etkinliklerine verdiğiniz desteği sürdüreceğinize eminim.

Çünkü İYTE geleceğimiz. Biz İYTE’yiz, İYTE biziz.
Hepimize başarılı, sorunsuz ve mutlu bir akademik yıl diliyorum.

Ruby yollarda

Çok şükür artık başımı kaşıyacak zamanı buldum ve sevgili günlüğümü yazı yazmaya başladım. Finaller sonrası hemen Hopa’ya gitmek, orada ev taşımak sonrasında İzmir’e dönüp Torbalı’daki evi temizlemek geçen bir ayın baya yorucu olmasına neden oldu. İki haftadan beri Onur Abi’nin yanındayız. Alperen, Duygu ve Dokuz Eylüllü 5 arkadaşla beraber staj çalışmalarına devam ediyoruz. Şu sıralar Ruby ile uğraşmaktayız. Biraz kavrayınca anlatmaya başlayacağım…